| Toronto III - Fahrenheit 9/11 |
|
|
|
Amerika’nın, kitle imhâ silahlarını bahane ederek Irak’ı işgal etmek için savaş açacağı sıralarda, Bush’un söylediklerinin tamamen yalan olduğunu söylemiş, Müslümanları, bu yalanlara kanmamaları konusunda uyarmıştık. Neticede Amerika, Afganistan’ı olduğu gibi, Irak’ı da işgal ederek yüz binlerce Müslüman’ın ölümüne sebebiyet verdi. Kimyasal silah falan da bulunmadı. Bugün, Uğur ve Eren’le birlikte, Amerikalı meşhur yazar ve film yapımcısı Michael Moore’u yönetmenliğini yaptığı, ve tamamen dokümanter olarak çevirdiği “Fahrenheit 9/11” filmine gittik. Dünyamızı kana bulayan Bush ve avenesinin sahtekârlıklarını, yalancılıklarını ortaya koyan, ve tek kelime ile mükemmel diyebileceğimiz bir şekilde hazırlanmış bir film! 11 Eylül olaylarını, Bush’un Ben Ladin ailesi ile olan sıkı menfaat ilişkilerini, Afganistan’ın eften püften bahanelerle yapılan işgalini, Irak işgali için ne dümenler çevrildiğini konu alan film, daha şimdiden Bush’un itibârını sarsmış durumda. Tabi ki bunu söylerken, Bush’un yerli ve uluslar arası menfaat çetelerini bunun dışında tutuyoruz. Filmin bir kopyasını bulup, Geçtiğimiz ay(27-29 Haziran 2004) İslâm coğrafyasını yeniden dizayn etmeyi/Amerika’nın çıkarları doğrultusunda düzenlemeyi amaçlayan BOP için âlay-ı vâlâ ile Bush’u İstanbul’da ağırlayan bir zamanki dostlarıma göndermeyi ne kadar isterdim! “Leellehum yetezekkerûn! Leellehum yetefekkerun!” Sadece bütün Müslümanların değil, belki bütün insanların, Bush’un ve onun işbirlikçilerinin ne mel’ânetler peşinde olduklarını görmek için mutlaka ve mutlaka bu filmi görmeleri gerekir! Halid ile Samer Sinemadan çıktığımız sırada Serdar aradı; ve bizi, “Timothy’s Coffee”de kahve içmeye davet etti. Hep beraber, yâni Uğur, Eren ve Serdar’la kahve kapısından girer girmez, tezgâhta duran adam bize bakarak, “Selâmun aleykum” demez mi! Şaşırarak adama doğru gidip konuşmaya başladık: Adamın adı Halid, yanında kendisine yardım eden hanımının adı da Samer’di. Samer Hanım Abdulkadir Geylânî’nin soyundan, kocası Halid ise İskenderun asıllıymış. Her ikisinin de dedeleri, seneler önce Lübnan’a gidip, Beyrut’a yerleşmişler. Yedi ay önce de Kanada’ya gelip, beraber getirdikleri sermayeyle bu iş yerini açmışlar. Henüz Kanada’ya alışmamış olan Halid ve eşi, buralarda gördükleri ahlâksızlıktan yakınıyor, bizlerle tanıştıktan sonra, ailelerine kavuşmuş gibi seviniyorlar. İçtiğimiz kahveden başka, bir kahve de onlar ikrâm ettiler. Coğrafyalarındaki yönetimlerin zulümlerinden dolayı dünyanın dört bir bucağına yayılmış olan garip Müslümanların hâlini düşünüyor, bu düşüncelerle Halid ve eşiyle vedâlaşıp ayrılıyoruz. Toronto’da bir düğün Akşam olunca, davetli olduğumuz düğüne gittik. İki gurbetçi kardeşimiz, mülkiyeti aslen Pakistanlı bir Müslüman’a ait olan düğün salonunda çocuklarını evlendiriyordu. Süleyman Adıyaman’ın oğlu Elvan, İsa’nın kızı Nursel’le evlenecek. Ülkelerinden hayli uzaklarda olan bu coğrafyada biraz memleket havası teneffüs etmek için, düğün sahipleri Hamburg’dan Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma dünya şampiyonu Mustafa Özcan Güneşdoğdu, keza Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma Avrupa şampiyonu Ramazan Sarı ve Hollanda’dan tiyatrocu Ömer Yaralı’yı davet etmişler. Okunan Kur’an-ı Kerim, ilâhiler ve Ömer’in nefis esprileri, dinleyenleri birazcık da olsa sılaya doğru aldı götürdü
|

