Anasayfa > Seyahatnâme > Fransa (2007) > Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına seyahat - IV
Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına seyahat - IV Yazdır e-Posta

Zizim/Cem Fransa’da


Cem nisbî bir rahatlığa kavuşmuş fakat ne şövalyelerin kendisine sundukları yemekleri severek yiyebiliyor, ne de müziklerinden haz alıyordu[1]. Fakat Cem’in esas düşüncesi, yemek ve müzikten ziyade, bir an önce Fransa veya Macaristan’a varıp, orada ittifaklar kurarak kardeşi Beyazıt üzerine gitmekti. Nitekim Rodos’a gelişinden bir ay sonra, 1 Eylül 1482’de Fransa’ya gitmek için Şövalyelerin kontrolünde adadan ayrılmaya razı oldu[2]. Aslında Beyazıt, onun Rodos’tan çıkarılıp başka yerlere götürülmesini istemiyordu. Çünkü ne de olsa Rodos Osmanlı’ya yakın, ve her zaman oraya bir akın yapılıp Cem şövalyelerin elinden alınabilirdi. Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi, iki sene önce, babası Fatih orayı kuşatmış fakat alamamıştı. Şövalyeler de bu tehlikenin farkında olduklarından, Cem’i Rodos’tan uzaklaştırıp, Avrupa içlerinde, ellerinden kaçırmayacakları güvenli bir yere götürmek istediler[3].

Cem’in başından geçenlere bizzat tanık olmuş olanların rivayetlerine göre o, gayrimüslimlerin ülkesine sığınmış olmasına rağmen, gerek Rodos’tayken, gerekse oradan ayrıldıktan sonra götürüldüğü yerlerde her zaman namazına çok iyi bağlı kalmış[4], geleneklerinden vazgeçmemiştir. Kardeşi Cem’in, şövalyelerin elinden çıkıp başkalarının eline geçmesini ve böylece kendisi için daha tehlikeli olmasını istemeyen II. Beyazıt ise, sürekli olarak Rodos şövalyeleri ile temas hâlinde ve onlara paralar akıtmaya devam ediyordu[5].

Şövalyelerin kontrolünde Rodos’u terk eden Cem, şövalyelerle bir antlaşma yapıp[6], Sicilya’da bir müddet kaldıktan sonra, 15 Ekim 1482 tarihinde Fransa’nın güneyinde bulunan Provence eyaletine çıktı. Cem ve yanındakiler Nice şehrinde çok iyi karşılanıp bir saraya yerleştirildiler. Buradaki ikametinden bilistifade, Cem Fransa Kralı XI. Louis ile temasa geçip, onunla ittifak kurmak istedi. Fakat bundan bir netice alamayan Cem, Macaristan’a gitmek istediyse de Rodos şövalyeleri lideri gitmesine müsaade etmedi. İşte bundan sonradır ki Cem, artık Hıristiyanların bir esiri olduğunu ve kendi başına hiçbir şey yapamayacağını anladı[7]. Anladı amma iş işten geçmişti. Oradan Rumilly’e geçen Cem, çok geçmeden Şövalyeler tarafından Dauphiné’ye götürüldü. Dauphiné kalelerinde “saray tutuklusu” muamelesi gören Cem’in, burada birçok macerası olmuş, hatta bir Fransız kızıyla olan aşkı kitaplara bile geçmiştir[8]. Nihâyet 1484 Şubat’ında Limousine’e götürülmek için yeniden yola çıkarıldı. Tam dört senesini burada, yani Limousine’in Bourganeuf köyünde geçirecek olan Cem için, “zindan-kale-köşk” karışımı özel bir kule yapıldı ki, bu kuleye, “Zizim Şatosu” (Château de Zizim) denir.

Bizzat kılavuzumuz İbrahim ve yol arkadaşımız Sezgin’le gezip tetkik ettiğimiz Zizim Şatosu, ya da Kulesi, bodrum ve çatı katları hariç, yedi katlı olup, her katında küçük odacıklar vardır. Kuleye, ortasında, inşa edilmiş ahşap bir merdivenle çıkılmaktadır. Kule duvarlarının kalınlığı 2.80 m. olup, her katın ortasında, Cem’in, yakınlarını, misafirlerini kabul edebileceği kadar bir salon ve diğer müştemilat bulunmaktadır[9]. Avrupa’daki ilk alaturka tuvaletin de bu şatoda Cem için yapıldığı rivayet edilmektedir.

Oraya vardığımızda kule tamirat görüyordu. Fakat içeride çalışmakta olan nazik Fransız’ın hoşgörüsüyle kuleye çıktık ve teferruatlı bir şekilde gezdik.

Ve tarihlerin 10 Nisan 2007’yi gösterdiği bu bahar gününde, Zizim Kulesi’nin önünde oturmuş, garip tarihin/tarihimizin acayipliklerini düşünüyor, saltanat belası uğruna yanan canlar için, hemen yanımda bulunan İbrahim ve Sezgin’e sezdirmeden ağlıyor ve şöyle sesleniyorum Zizim Kulesi’ne:

- Bre Cem Sultan, ya da Frenklerin tabiriyle sevgili Zizim! İki günlük saltanat uğruna kardeşinle savaşmayıp, Frenk ellerinde esir yaşamak yerine, ülkende, kardeşinin yanında, “yardımcı sultan” olarak kalsaydın olmaz mıydı? Saltanatı kapmak için öldürülen binlerce insanımızın hesabını nasıl vereceksin Rabbine?

Cem Sultan’ın, oradan oraya satılmasının en uzak durağı, Fransa’nın kuzey batısında bulunan şövalyelere ait Bourganeuf köyü oldu. İleride kullanılmak üzere, çok iyi korunmalıydı Cem Sultan… Çünkü onu kaçırıp, başka yerlere satmak isteyen yüzlerce şövalye olduğu gibi, ağabeyi Sultan II. Beyazıt’ın casusları da her yerde onu arıyor; bir yolunu bulup onu İstanbul’a kaçırmak istiyorlardı. Zira Sultan Beyazıt, kardeşi Cem’in gayrimüslimler elinde esir bulunmasını kendisi için bir zül telakki ediyor, ayrıca onu hâlâ saltanatı için tehlike olarak görüyordu.

Bunun içindir ki Bourganeuf’taki “şövalyeler temsilcisi”, esas lider Pierre d’Aubusson’un talimatıyla köyün görkemli kilisesinin hemen yanı başında, Cem Sultan’ı gözetim altında tutmak için bu “zindan-kule”yi yaptırdı. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Cem’i ellerinde bulunduran şövalyeler büyük paralar harcayarak yedi katlı olan ve her katta, o gün için Cem’in ihtiyaçlarını en güzel bir şekilde karşılayabilecek her türlü konforu hazırladılar. Çünkü Cem, onlar için bulunmaz bir gelir kaynağı teşkil ediyordu. Dolayısıyla Zizim Şatosu saray da olsa, gözetim altında olununca, neticede bir “saray-zindan”dan başka bir şey değildi. Nitekim, İstanbul’daki Osmanlı Sarayı’nda da “yedekte tutulan sakıncalı şehzadeler” aynı şekilde “kafes odaları”na kapatılıyor; ama şehzadeler gibi besleniyorlardı.

Elde ettiğimiz bilgilere göre, “kuleden dışarıya çıkmama” kuralı dışında, Cem Sultan’a bir Sultan gibi muamele edilmiştir. Çünkü o, kendileri için, günü geldiğinde kullanılabilecek/satılabilecek en büyük değere sahipti! Çünkü tutsakları olan Cem, İstanbul’u fethetmekle, Hıristiyan dünyasına en büyük darbeyi vurmuş olan Fatih Sultan Mehmed’in oğluydu! Mamafih bu tutsak hayatına rağmen, zaman zaman dışarıya da çıkarıldığı rivayet edilmektedir.

Zizim yolculuğunun sonu ve bir kaza

Zizim’in/Cem’in kulesini görmek için, o kadar çaba sarf etmiş, Bourganeuf’e gitmiş, nefis fotoğraflar çekmiştim. Fotoğrafçılık, dijital sistemleriyle hem kolaylaştı, hem de benim gibi acemiler için riskli hâle geldi. Bourganeuf’ten Viyana’ya dönmüştüm. Çok yorgundum. Fakat buna rağmen, merak ettiğim fotoğrafları daha yakından görmek için bilgisayarıma aktarmak istedim. İşte ne olduysa o anda oldu: Bilgisayara yükleyeceğime, fotoğrafları silmiştim… Yapılacak hiçbir şey yoktu. “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râci’ûn” dedik ve gördüklerimizle yetindik. Bereket versin ki, Bourganeuf yolculuğunda bana eşlik etmiş olan sevgili Sezgin Maden de bazı fotoğraflar çekmiş, onlardan bana vermişti. Onun için resimlerde gördüğünüz Bourganeuf fotoğrafları bana ait değil, Sezgin’e aittir.

Cem Sultan’ın ölümü

Cem Sultan, Bourganeuf’teki esaret hayatından sonra Fransa Kralı VIII. Charles ile Papa Innocent arasında yapılan bir antlaşma ile şövalyelere büyük paralar verilerek/satın alınarak Papa’ya teslim edildi ve Roma’ya nakledildi. Artık Sultan Beyazıt, kardeşi Cem’i korumaları karşılığında şövalyelere verdiği parayı, Fransa Kralı’na ve Papa’ya verecekti[10].

Avrupa’da çok sıkılan ve annesini özlediğini söyleyen Cem, Mısır’a gitmek için Papa’dan izin istedi. Fakat Papa, onun gitmesine izin vermek şöyle dursun, ona Hıristiyan olmasını teklif etti. Fakat Cem, hiçbir şey karşılığında dinini değiştirmeyeceğini ciddi ve açık bir dille Papa’ya bildirdi[11].

1490 yılında Beyazıt, Papa’ya külliyetli paralar ve kardeşi Cem’e de hediyeler gönderdi.

İki sene sonra Papa Innocent öldü ve yerine geçen yeni Papa, Sultan Beyazıt’tan para isteyerek, bunun karşılığında Cem’i zehirleyerek bu şekilde ondan kurtulacağını teklif etti. Fakat bu sırada Napoli’yi işgal eden Fransız Kralı, Cem’i beraber götürdü. Cem tekrar hürriyetine kavuşmuş gibiydi ki, yollarda hastalandı ve Şubat 1495 yılında bu hastalıktan öldü. Ceset tahnit edilerek oradaki birkaç Osmanlı’ya teslim edildi. Rivayetlere göre Papa, Cem’i Fransız kralına teslim etmeden önce zehirlemiş ve Cem bundan ölmüştür[12].

Kardeşinin bu şekilde gurbet elde ölümüne çok üzülen Beyazıt, üç gün yas ilan etti ve gıyabi cenaze namazı kıldı. Birkaç sene sonra da, yapılan diplomatik çabalar neticesinde, cenazesi Bursa’ya getirilip, Muradiye’de kardeşi Mustafa’nın yanına defnedildi.


[1] Bu konudaki ayrıntılar için bk. D.Delhoume, le Turc et le Chevalier, s. 42.

[2] D. Delhoume, le Turc et le Chevalier, s. 42.

[3] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 170.

[4] D. Delhoume, le Turc et le Chevalier, s. 46.

[5] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 171.

[6] Bu antlaşmanın içeriği için bk. İslâm Ansiklopedisi, Cem mad.

[7] D. Delhoume, le Turc et le Chevalier, s. 50.

[8] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 172.

[9] Kulenin diğer ayrıntıları için bk. D. Delhoume, le Turc et le Chevalier, s.84.

[10] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 172.

[11] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 173.

[12] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 174.