| Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına seyahat - II |
|
|
|
Kardeşler devleti paylaşamıyor
Muaviye’nin, oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesiyle birlikte başlayan saltanat kavgaları, bütün tarih boyunca Müslümanların baş belası olmuş; bu bela uğruna yüz binlerce Müslüman yok yere canlarından olmuşlardır. Tahta geçmek için oğullar babalarıyla, kardeşler birbirleriyle savaşmışlar; bu anlamsız saltanat entrikalarına zaman zaman “Valide Sultan”lar da karışmışlardır. İşte bu taht kavgalarının en ilginci ve ilginç olduğu kadar da en acı olanlarından bir tanesi, Fatih’in oğlu Cem Sultan’ın, kardeşi Beyazıt’la başlayan ve Avrupa’nın en hücra köşelerinde sonuçlanan macerasıdır.
Rodos Kalesi Fatih Sultan Mehmed, 1481 yılında vefat edince, oğulları, Rum Eyaleti Valisi Şehzade Beyazıt’la, Karaman Eyaleti Valisi ve Konya’da bulunan diğer oğlu Şehzade Cem, her ikisi için ölmeye hazır binlerce Müslümanla, bir an evvel tahtı kapmak için harekete geçtiler: Daha önceki şehzadelerin, veliahtların yaptıkları gibi savaşacaklar; daha doğrusu Müslümanlar onlar için savaşacak, galip gelen Sultan olacaktı! Savaşmanın sebebi, Fatih’in, ölmeden önce hangi oğlunun veliaht olduğunu belirtmemiş olmasından kaynaklanıyordu. Muhtemelen ikinci bir sebep de, saltanata geçecek olanın, babalarının kanununa göre, kardeşini öldürme emrini yerine getirmekti. İsmail Hakkı Uzunçarşılı[1] bu konuda şunları yazıyor: “Sultan II. Mehmed tedvin ettirdiği kanunnâmede kendisinden sonra evlâdlarından hangisinin hükümdar olacağını göstermeyerek eski an’aneyi kabul etmiş ve evlâdlarından her kime saltanat nasip olursa nizam-ı âlem için kardeşlerini öldürmesi hakkında kanuna açık olarak bir madde koydurmuştu”. Bu şekilde kimin sultan olacağı belli olmadığından, İstanbul’a ilk varan sultan olacaktı. Her ikisi bir an önce İstanbul’a varmak istediyse de, 1474 yılından beri Konya valisi bulunan yirmi iki yaşındaki Cem ancak Bursa’ya varabildi; ve orada kendisini Sultan ilan etti. Kendisinden on iki yaş büyük olan ağabeyi Beyazıt ise, başta kendisine yapılan İstanbul’a gitme teklifini fazla kâle almadı. Fakat Vezir-i azam İshak Paşa’nın ısrarlı davetine dayanamayarak, emrindeki kalifiye komutanlarıyla birlikte İstanbul’a gidip, Osmanlı tahtını ele geçirdi. Bu şekilde tahtı ağabeyi Sultan Beyazıt’a kaptıran Cem Sultan, on sekiz gün sonra, Bursa’ya varıp orada kendi adına Hutbe okutarak para bastırdı ve de padişahlığını ilân etti[2]. Cem bununla yetinmeyerek, ağabeyine, aralarında Osmanlı Devletini paylaşmayı teklif etti. Avrupa bölümü Beyazıt’ın, Anadolu ise Cem Sultan’ın olacaktı[3]. Beyazıt devleti paylaşmayı reddedince, bu reddin neticesi savaşı beraberinde getirdi tabi. 22 Haziran 1481’de yapılan bu savaşta, binlerce Osmanlı Müslümanı öldü ve Beyazıt galip geldi. Yenik düşen Cem Sultan ise, önce Konya’ya, oradan da, annesi ve yanındaki bazı yardımcılarıyla birlikte Mısır’daki memluk Sultanı Kayıt Bay’a sığındı[4]. Fakat Cem yüzünden Osmanlı’yla bir savaşı göze alamayan Memluklu yetkililer, Cem’e herhangi bir askeri yardım yapmaksızın[5], sadece onu Mısır’a kabul ettiler. Çünkü Memluk Sultanının, Osmanlı Devleti ile arası yoktu. Ama buna rağmen, Cem’i, elinde bir koz olarak kullanmak istedi. Mısır’daki bu durumlardan sıkılan Cem, ağabeyine durumunun iyi olmadığını bildirdi. Buna karşılık Beyazıt, padişahlık sevdasından vazgeçmesi karşılığında, kendisine senede bir milyon akçe vereceğini teklif etti. Fakat Cem, sultan olma ihtirasından vazgeçmedi[6]. Mısır’daki ikameti sırasında Cem Sultan, hiçbir Osmanlı sultanının yerine getirmediği bir görevi ifa etti: Bilindiği gibi Osmanlı Sultanlarından hiçbiri Hacca veya umreye gitmemiştir. İşte Cem, bu konuda bir istisna olmuş ve Mısır’da Memluklulara sığındığı bu dönemden bilistifade annesiyle birlikte Hacca gitmiştir[7].
[1] Osmanlı Tarihi, II, 161. [2]İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 163-164. [3] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 163; Didier Delhoume, le Turc et le Chevalier, Culture & Patrimoine en Limousin, 2004, s. 30. [4] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 164. [5] D. Delhoume, le Turc et le Chevalier, s. 30. [6] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 165-166. [7] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 166.
|


