Anasayfa > Seyahatnâme > Endülüs (2007) > Endülüs’e seyahat - I
Endülüs’e seyahat - I Yazdır e-Posta

Clermont-Ferrand’dan Endülüs’e hareket

 


Endülüs’e, yani bir zamanlar asırlarca İslâm’ın adaletiyle şereflenmiş olan İspanya’ya her gelişimde, “bu sefer doyamadım ve istediklerimin tamamını göremedim; inşaallah başka sefer geldiğimde daha uzun kalır, daha detaylı bilgi alırım” der, esef ve üzüntüyle ayrılırım altı asır dünyaya kültür ve medeniyet dağıtmış olan bu mahzun ülkeden.

Bu seferki gezimize, Clermont-Ferrand’dan başladık. Ekip on kişiden oluşuyor: İbrahim, Nihat, Davut, Güngör, Mustafa, Ramazan, Orhan, Mahmut, Mehmet ve ben.

Büyük bir ihtimâlle, miladi 8. yüzyılda İspanya üzerinden Fransa’ya gitmiş olan İslâm tebliğcilerinin bir kolu, Fransa’nın orta bölgesinde yer alan Clermont-Ferrand’dan geçmiş, oradan kuzeye doğru yol almışlardır. Nitekim bu Fransız şehrine daha önceki gelişlerimde, bugün mahalle arasında kalmış bir sur duvarı tesbit etmiş, fotoğrafını çekmiştim ki bu, Müslümanların uzun bir müddet Clermont-Ferrand bölgesinde kaldıklarına delalet eder. Zaten Clermont-Ferrand’dan, Montpellier üzerinden Fransa’nın güneyine doğru gittiniz mi, bugün bile Müslümanlardan kalan ve onca yıkımlara rağmen hâlâ bazı izlerini muhafaza edebilen yapılara rastlarsınız. Fakat bu Müslüman eser kalıntılarını fark edebilmek için, Müslümanların ve Batı dünyasının mimari karakterlerini çok iyi bilmek gerekir. Bu iki kültürün, yani Müslümanlarla Hıristiyanların, taşları değişik şekillerde işleyip duvarlarda kullanmaktan tutun da, ahşapları yontup mimaride kullanmaya kadar olan değişik vasıflarını bilen herkes, gördüğü bir eski esere bakıp, bunun Müslümanlara mı, Hıristiyanlara mı ait olduğunu hemen fark eder. Onun içindir ki, bu saydığımız özellikleri çok iyi bilen bir sanat tarihçisi; Avusturya, Macaristan dâhil, Güney Doğu Avrupa ile İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz ve Malta’yı içine alan Güney Avrupa ülkelerinde ilmi bir sanat gezisine çıksa, Müslümanlar tarafından bu bölgelerde yapılmış, fakat harabe hâlde, ya da bir yapıtın içerisinde yüzlerce değil, binlerce eseri tesbit edip kültür ve medeniyet dünyasına büyük bir katkıda bulunabilir. Ama bunun için bilgi lazım, sabır lazım, para lazım, ve bunların hepsinden önce de bu işi yapabilmek için aşk lazım…

 

Tapınak Şövalyelerinin ülkesinden geçiyoruz

 

Gecenin karanlığında minibüsümüz yol alırken, birden bir levha ile karşılaşıyoruz: Pays des Templiers/Tapınak Şövalyelerinin ülkesi!

Günümüzde bile zaman zaman gündeme gelen Tapınak Şövalyeleri, sadece Avrupalıların değil, bizim tarihimiz için de önemli, ve bilinmesi gereken gizemli bir Hıristiyan tarikatıdır. Bu Tapınak Şövalyelerinin bir kısmı, gerek Haçlıların Kudüs işgalleri zamanında, gerekse Haçlıların Salahaddin Eyyubî tarafından Kudüs’ten çıkarıldıktan sonra, şu onda oradan geçtiğimiz, ve Montpellier’ye yakın olan “Les Ramparts du Larzac” diye bilinen kalelerde yaşıyorlardı.

Başlangıçta, Haçlılara sağlık hizmeti vermek üzere kurulmuş olan bu şövalyeler, daha sonra sadece Müslümanlara değil, Yahudilere, hatta Katolik olmayan Hıristiyanlara da zulmetmiş, mallarına el koymuşlardır. Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan da, kardeşi Beyazıt’a yenilince, o zamanlar teşkilatları Rodos’ta bulunan bu şövalyelere sığınmıştı[1].

Clermont-Ferrand’dan akşamüzeri ayrıldığımızdan ve de hava karardığından, maalesef bu bölgeyi, yani Fransa’nın güney batısını görmeden geçtik ve gece yarısı Barselona’ya vardık.

İspanya’nın kuzey doğusuna düşen ve Katalanya’nın başşehri olan bu kent, asırlarca Müslümanların elinde kalmış ve onların adaletiyle yönetilmiştir[2].



[1] Bu konuda bk. “Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına seyahat” adlı araştırmamız.

[2] Katalanya bölgesi hakkında geniş bilgi için bk. İhsan Süreyya Sırma, Yalan Dünyayı Adımlarken, İstanbul, 1998, s. 137 vd.