| Acil ihtiyaçlar için alışveriş ve Pekin’in “Çarşamba Pazarı: Silk Market” (II) |
|
|
|
Hayli yorgun olmamıza rağmen, yol arkadaşlarımın fazla vakti olmadığından, öğle yemeğini erteliyor, bazı ihtiyaçlarımızı temin için alışverişe çıkıyoruz. “Silk-Market”(İpek Pazarı) denen çarşıya gidiyoruz ki, burası Pekin’in en maruf halk pazarı. Ben ona “Çarşamba Pazarı” dedim. Her türlü eşyanın satıldığı bu çarşıda, alışveriş yapmak, gerçekten zordur. Çünkü Çinli satıcılar, dükkânlarının önünden geçenleri öylesine alışverişe zorluyorlar ki, ellerinden kurtulmanın tek çaresi, alacağınız eşyaya verdikleri fiyatın yarısını söylemektir. Batı’nın bütün markaları imitasyon olarak bu dükkânlarda pazarlanmaktadır. Böyle olduğundan ve de Çin’de el emeği çok ucuz olduğu için, hâliyle eşya da Batı’ya ve tabi Türkiye’ye nazaran çok ucuz satılıyor…
Akşama doğru alışık olmadığımız bir adetle karşılaşıyoruz: Çinliler erkenden evlerine çekiliyorlar, lokantalar dâhil, bütün iş yerleri erkenden kapanıyor. Nitekim bu adetlerini bilmediğimizden, saat 20.00 sularında kaldığımız otele yakın bir Müslüman lokantasına yemek yemek için gittiğimizde, lokanta çoktan kapanmıştı… Lokanta çoktan kapanmış olduğundan ve de sabahtan beri bir şey yemediğimizden dolayı, istemeye istemeye bir Amerikan “fast-food”una girip, birer “fish-burger”le karnımızı doyurduk. Küreselleşmeye bağımlılık olgusu, varan bir! Onun için Çin’e seyahat edecek olan seyyahların, bu hususu unutmamaları gerekir… Otele geldiğimizde öylesine yorgundum ki, bu satırları zor yazabildim. Çünkü hem uzun uçak yolculuğunda uyuyamamış, hem de bütün gün yürümüştük… Bakalım yarın Mevlâ’m ne gösterecek? 21 Temmuz 08, “Tienan’mın meydanı” ve olimpiyatlar Anlaştığımız üzere, sabah erkenden Ali İhsan[1] geldi. Kahvaltıyı beraber yaptıktan sonra, Nejat ve Şaban Bey[2]’lerden ayrılarak, Ali’yle birlikte Pekin’in gezilmesi gereken meşhur “Tienan’mın meydanı”na gittik. Burası resmi törenlerin yapıldığı, etrafında Çin için önemli olan “Yasak şehir”, Mao’nun mumyasının içinde bulunduğu devasa bina, Komünist Parti binası -ki Çin Devleti buradan yönetiliyor-, ve nihayet, 1980’li yıllarda, Çinli üniversite öğrencilerinin, Mao’nun “kültür devrimi”ne karşı mitinglerini önünde yaptıkları meşhur anıtın yer aldığı, dünyanın en büyük meydanıdır. Bugün bile herhangi bir gösteri veya protesto yürüyüşü yapılacak olursa, bu meydanda yapılır… Fakat ilginçtir ki, bu meşhur meydanı gezenlerin çoğu, Çinliler, yani yerli turistlerdir. Bizim gibi yabancı turistlere çok nadir rastlıyoruz. Çünkü Çin’de, bu ilginç ülkede, turistlerin bu kadar az oluşu, bana tuhaf geliyor… Burayı bilen bazı arkadaşlar, bunun sebebini olimpiyatlara bağladılar. Onların bu görüşlerine göre, Çin, olimpiyatlar sırasında herhangi bir tatsız olayın çıkmasına meydan vermemek için, bu mevsimde gezmek için Çin’e gelmek isteyen yabancılara vize vermemiş. Gerçekten de, Türkiye’den ayrılmadan önce hava alanında karşılaştığımız birkaç yolcu, Çin’e vize alamadıklarını, onun için Hong Kong’a gideceklerini söylemişlerdi. Doğrusu bu Olimpiyatlar Çin’e ne kazandıracak, bilemiyorum. Şayet sadece propaganda ise, bu kadar masrafa değer mi? Nitekim resmi açıklamalara göre Çin, bu olimpiyatlar için 40 milyar $ harcamış/harcıyor! Pekin varoşlarındaki fabrikalar 6 aydır çalıştırılmıyor. Ana arterlerdeki yolların son şeridi, bir aydır Olimpiyat faaliyetlerine ayrılmış… Çinliler, kendi Olimpiyatlarına, küreselleşmeyi en güzel ifade eden bir parola bulmuşlar: One World One Dream/Tek Dünya Tek Rüya. Her tarafta bu levhayla karşılaşırsınız. Hava alanından başlayarak, otoyolların kenarında, gökdelen binaların tepesinde, dağların yamacında, caddelerin her köşesinde, parklarda, bahçelerde, otellerde… Bakalım bu dünya kime göre kurulacak, bu rüya kime göre şekillenecek? Tienan'mın meydanında, törenlerin önünde yapıldığı hürriyet anıtı Pekin’in kirli havası Çinlilerin olimpiyatlar dolayısıyla göstermiş oldukları bütün ihtimama rağmen, maalesef Pekin’deki hava kirliliği hat safhadadır… Her tarafta çalışan fabrikaların bacalarından çıkan atıklar, trafikteki yüz binlerce arabanın egzozundan çıkan dumanlar, ve nihâyet yapılmakta olan binlerce inşaatın tozları havaya karışınca, bundan daha temiz bir hava beklenemez elbette. Bize söylenildiğine göre, 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayacak olan olimpiyatlar sırasında hava kirliliğini azaltmak için, inşaatlar azaltılmış, fabrikalar düşük randımanla çalıştırılmakta, ve tevafukken Pekin’e geldiğimiz gün (20 Temmuz) başlatılan, “bir gün tek, bir gün çift plakalı arabaların trafiğe çıkma kuralı” uygulanmaya başlamıştır. Zaten bu olimpiyatlar için, bütün Pekin seferber olmuş adeta... Her tarafta, üniversiteli öğrencilerden kurulmuş olan “gönüllü yardım komiteleri”, mavi-beyaz giysileriyle, Pekin’in her köşesinde karşınıza çıkmaktadırlar. Öyle ki, Pekin’in büyük merkez camisinde bile, bu komitelerden bir tanesi görev yapıyor. Ve camide görev yapan bu öğrencilerin çoğu Müslüman; üstelik Arapça ve İngilizce biliyorlar. Gerçekten Çin, Sarkozy Fransa’sının manasız boykot faaliyetlerine rağmen, bu işi çok mükemmel başarmış. Bütün Çinliler anlaşmış gibi, yabancılara fevkalade kibar davranıyor, yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bundan bir ay önce Avrupa futbol şampiyonasının yapıldığı Avusturya’da fazla bir şey yapılmadığını, her alanda fiyatların artırıldığını bizzat gördüğümden, ve bu yüzden de zarar ettiklerini hatırlayınca, Çin’in bu muazzam faaliyetini daha iyi anlıyorum. Amerikanın başını çektiği “küreselleşme hareketi”ne karşı birçok makale yazmış birisi olarak, esefle kaydetmek istiyorum ki, bana ve benim gibi küreselleşmeye karşı olanlara rağmen, bu olgu gerçekleşiyor! Hâlâ “sosyalist” olduğu söylenen ve fiilen Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen Çin’in Pekin’inde en büyük ve lüks caddesi olan Wanfujina’nın sağlı, sollu her tarafında, Amerikan şirketlerinin arz-ı endam ettiklerini görünce, hem şaşırıyor, hem de dünyamızı, özgün değerlerinden soyutlayacak olan bu vakıanın gerçekliğine şahit oluyorum. Zhen Bey’in öğle yemeği Çin’e gelişimizin bu ilk gününde, Nejat Bey’in ortağı olan Çinli Zhen, bizi öğle yemeğine davet etti. Gittiğimiz lokanta, Pekin’in en lüks Müslüman lokantası. Bu lokantaya, küçük bir köşk de diyebiliriz. Nitekim daha kapıda, sarayların nizamiye kapılarında olduğu gibi, özel giyimli görevliler sizi karşılıyor, yol gösteriyorlar… Lokantanın şaşaa ve tantanasını anlatmayacağım. Çin’in kendine özgü renkleriyle bezenmiş değişik değişik salonlar, yemek yiyecek olanların sayılarına göre dizayn edilmiş… Bizi de bu salonlardan bir tanesine alıyorlar. Yuvarlak, büyük bir masa etrafında oturuyoruz. Masanın tam ortasında, sağa veya sola çevirebileceğiniz, büyük yuvarlak bir cam… Yemekler bu camın üzerine konacak ve herkes, dilediği yemeği aldıktan sonra, camı çevirecek… Bu şekilde, masada oturanlar, dilediği yemekten alabilecek. Pekin Müslüman lokantasının Girişi ve içerisi Zhen Bey, bizimle ilgilenen garsonlara, Müslüman olduğumuzu söyleyince, hemen önümüze konmuş olan içki kadehleri toplandı[3] ve yemeğe başlamak için bize şekersiz yeşil çay ikram edildi. Meğer bu bir Çin âdetiymiş. Evlerde olsun, lokantalarda olsun, yemeklerden önce, mutlaka yeşil çay ikram edilir ve asla şeker kullanılmaz. Dolayısıyla çay kaşığı mefhumu da yoktur… Çay seremonisinden sonra, sıra yemek seçim işine geliyor. Benden başka, Çin’e ilk defa gelen yok. Şaban Bey, daha önce Çin’e geldiğinden, yemekler hakkında az da olsa bir bilgisi var. Ali de kısmen[4] yemekleri tanıyor. İçimizde bu konuda en tecrübeli olan ise Nejat Bey’di; o da kendisine bir kural icat etmiş: Lokantada, yanınızda Çinli bir arkadaşınız varsa, yemek seçim işini ona bırakmalısınız! Biz de Nejat Bey’e uyduk ve yemekleri seçim işini, aynı zamanda ev sahipliğini yapan Zhen Bey’e bıraktık. Ancak ben Pekin ördeğini bildiğimden, “mümkünse biraz da bu ördek etinden bir yemek de olsun” dedim. Zhen Bey, “memnuniyetle” dedi ve siparişimizi garsona söyledi. Çünkü garsonlar Çinceden başka dil konuşamıyorlardı. Zhen Bey’le ise İngilizce konuşuyoruz… Zhen Bey'in yemeği Soldan sağa, İhsan Süreyya, Zhen, Şaban Polat, Nejat Özer Yemekler gerçekten çok nefis, fakat ben bir lezzet alamıyorum. Bu da benim, Çin işi yemek çubuklarını kullanamayışımdan kaynaklanıyor… Buna rağmen iştahla yedim. Yemekten sonra, çay veya kahve beklerseniz, yanılırsınız. Çin’de böyle bir âdet yok. Başta belirttiğimiz gibi, sadece yemekten önce yeşil çay servisi yapılır. Yemeği yedikten sonra, ev sahibi Zhen Bey’e teşekkür ettik ve ayrıldık. Pekin'de, Müslümanlara ait bir Kur'an Medresesi [1] Ali İhsan(bundan sonra kısaca “Ali” olarak geçecek), Çin’deki Müslümanlar üzerinde araştırma yapan, ve bana Çin’deki ikâmetim sırasında rehberlik edecek olan, genç ve çalışkan bir mastır öğrencisi. [2] “Hafız Ağabey” diye tanımladığımız Abdulkadir Polat Bey’in kardeşi. [3] Daha sonra birçok yerde müşahede edeceğimiz gibi, Müslüman lokantalarının çoğunda maalesef isteyenlere içki servisi de yapılmaktadır. Fakat Müslümanlar, -kaçamak yapanlar hariç-, asla içki içmiyorlar, lokantalarında domuz eti bulundurmuyorlar. [4] Kısmen diyorum; çünkü Çin’in hiçbir yöresinin yemeği diğerine benzemez.
|

