Anasayfa > Seyahatnâme > Çin (2008) > Çin’e seyahat, ya da Çin Müslümanları (I)
Çin’e seyahat, ya da Çin Müslümanları (I) Yazdır e-Posta

19 Temmuz 08 İstanbul’dan Pekin’e…

Ta çocukluğumdan beri, "Çin u Maçin" olarak bildiğim ve nasıl bir ülke olduğu hakkında gerçekten çok merak ettiğim Çin’e uçuyorum. Bazılarınca "Yecüc-Mecüc ülkesi" olarak tanımlanan ülkeye…Yanımda bir çok ülkeye beraber seyahat ettiğim ve bir bakıma benim Çin seyahatimi hazırlayan aziz dostum Nejat Bey, ve tâ Erzurum yıllarımdan beri tanıdığım, sevgili Hafız ağabeyin kardeşi Şaban Bey var…

Pekin Hava alanı. Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Uçağımız havalanır havalanmaz, her iki yol arkadaşım uyumaya başladılar. Benim ise böyle bir lüksüm yok. Çünkü ben yazmalıyım… Hoş onlar da fazla uyuyamayacaklar ki! Çünkü uçakta çay servisi, yemek servisi derken, bir türlü uyumaya vakit bulamıyorlar… Nitekim ancak yemek servisinden sonra uyuyabildiler. Uyudular amma, yarım saat sonra onları sabah namazı için uyandıracağım inşaallah… Yani yaptıkları uyku değil de, bir nevi şekerleme…

Uçağa biner binmez ilk Çince kelimeyi Nejat Bey’den öğreniyorum: "Ni-haw-ma?", yani "nasılsın?" ve "Şaşa!", yani "teşekkür ederim"; ve öğrendiğim bu ilk kelimeleri, hemen solumda oturan iki Çinli ile tatbikatını yapmak istiyorum. Çince kelimelerin telaffuzu o kadar zor ki, benim gibi dilleri seven birisi bile zor telaffuz edebiliyor.

Nejat Bey beni ikaz ediyor: Hocam uğraşma, Çinlilerin birçoğu da birbirlerini anlamamaktadırlar. Ama ben inat ediyor, yanımdaki Çinliye, "Şaşa" diyorum, Çinli beni anlamadığı için de Nejat Bey gülüyor… Çoktan uykuya dalmış olan Şaban Bey ise karşı koltukta kim bilir hangi rüyaları görüyor.

Bir taraftan bu satırları yazarken, bir yandan da, hemen önümdeki ekrandan, yolumuzun güzergâhını izliyorum. Ve şimdi Hazar Denizi’ni geçip, Türkmenistan üzerinden, Kazakistan hava sahasına girmek üzereyiz. Üzerlerinden uçtuğumuz bu tarihî Müslüman ülkelerini düşünürken; İslâm’ı Orta Asya’ya götüren Kuteybe b. Müslim’leri, Buhârî’leri, Sa’di’leri, Hafız Şirazî’leri; büyük katliamlara imza atmış olan Timur’u, Cengizhan’ı; Moğollara karşı savaş vermiş olan Harzemşahlar’ı, Necmeddin-i Kübra’ları; bu coğrafyaların meşhur edip ve şairlerini, Ömer Hayyam’ları, Cemaleddin-i Afganî’leri vs. vs.leri hatırlıyor, 11000m. yükseklikten, tarihin derinliklerine dalıp gidiyorum. Üzerinden uçarak Pekin’e doğru yol aldığım bu topraklar, bu dağlar, bu ovalar, bu nehirler kim bilir ne büyük savaşlara, ne unutulmayacak hadiselere şahit oldular? İslâm, bütün bu ülkeler aşılarak Çin’e vardı…

Şimdi gökte şafak sökmek üzere. Bilgisayarımı kapatıp, inşaallah sabah namazını kılacak, sonra da Nejat Bey’i uyandıracağım. Şaban Bey’se, uçağın penceresinden, şafak çizgisini kolluyor… Daha kat edeceğimiz epey yol olduğundan, namazdan sonra ben de biraz kestirmeye çalışacağım…

20 Temmuz 08, Beijing’teyiz

Kaldığım otelin penceresinden, Pekin'den bir kesit.

Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Öğlen saatlerinde Pekin hava limanına indik. Çin’de Pekin’e "Pekin", değil, "Beijing", "Kuzey’in Başkenti" diyorlar. Beijing’te, komünist ülkelerinden bildiğimiz sıkı bir rejim beklerken, bunun tam aksine, hava limanından itibaren fevkalâde hür ve kibar bir ortamla karşılaşıyoruz.

Hava limanı, dünyanın sayılı modern limanlarından bir tanesi. Geçtiğimiz günlerde yeni açılmış olan bu hava limanı hem modern, hem ferah, hem de çok güzel çalışan bir sisteme sahiptir. O kadar kalabalık olmasına rağmen, pasaport işlemleri çabucak bitiyor ve otele intikal ediyoruz.

Seferi olduğumuzdan, öğlen ve ikindi namazını peş peşe, yani cem’ ederek kıldıktan sonra çarşıya çıkıyoruz…

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, hayalimde canlandırdığım Çin’i göremiyorum: Bisikletlere binmiş binlerce insan ve Çin inşaat sanatını üzerinde gösteren o rüya-evleri göremediğimden, "acaba burası gerçekten Pekin mi?" diye espri yapıyorum arkadaşlara. Evet, burası hayalimdeki Pekin değil, her tarafı gökdelenlerle dolmuş, küçük bir Amerika’yı andırıyor: Sanki Paris, ya da New York’tayım…

Bir Çin iş adamı, Wang Ji Kun

Tabii ki Çin, bu hızlı gelişmesini, çalışkan iş adamlarına borçludur. Ciddi, işini bilen, yorulmaktan korkmayan; ve bütün bunların ötesinde, samimi olan iş adamları.

İşte büyük iş adamı Wang Bey de bunlardan bir tanesidir.

Pekin'in en büyük caddelerinde Batı markaları.

Resmin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Onunla iş ortaklığı yapmış olan Türk iş adamlarından Nejat Özer Bey, şöyle anlatıyor Wag Bey’i:

"Bana Çin’in kapılarını açan ve 16 yıldır hep yanımda hissettiğim bir kişi. Mütevazı bir ailenin çocuğu olan Wang Ji Kun, çalışkanlığı, dürüstlüğü ve iş disiplini sayesinde, atağa kalkmış olan Çin sanayi ve ekonomisi içerisinde, hakkı olan yeri almış, Çin’e büyük yararlıklar sağlamıştır. Wang’ın başarıları Çin dışında da kendisini göstermiştir. Nitekim şimdilerde, Avustralya’da, bir fabrikanın ürünlerini pazarlayan büyük bir şirketin hem hissedarı hem yöneticisidir.

Onunla iş ortaklığı yapmış olan Türk iş adamlarından Nejat Özer Bey, şöyle anlatıyor Wag Bey’i:

 

"Bana Çin’in kapılarını açan ve 16 yıldır hep yanımda hissettiğim bir kişi. Mütevazı bir ailenin çocuğu olan Wang Ji Kun, çalışkanlığı, dürüstlüğü ve iş disiplini sayesinde, atağa kalkmış olan Çin sanayi ve ekonomisi içerisinde, hakkı olan yeri almış, Çin’e büyük yararlıklar sağlamıştır. Wang’ın başarıları Çin dışında da kendisini göstermiştir. Nitekim şimdilerde, Avustralya’da, bir fabrikanın ürünlerini pazarlayan büyük bir şirketin hem hissedarı hem yöneticisidir.

İşte bugün Çin dünya piyasalarında söz sahibi olabiliyorsa, Wang gibi çalışkan ve dürüst iş adamları sayesindedir.