|
Sidre’yi arıyorum
Zirveler tükenirken çarığımın altında
Sidre’yi arıyorum yaşlı Alp dağlarında
Akl u fikrim mi gitti çun Sidre göklerdedir
Yüce makam olur mu dünya bataklarında
(Jenbach, 25 Nisan 04)
Kalemim aciz kaldı
Kalemim aciz kalıyor sun’unu anlatmada
Fehm u idrâkım tükendi halkını anlamada
Seni ancak Sen bilirsin mahlûkâtın hep âciz
Bu acizde olmayan yok Eşrefu’l-mahlûkâtta
(Viyana, 30 Nisan 04)
Bana yâr olmadı zaman
Gaflette geçti bu ömür bana yâr olmadı zaman
Hesabını veremem ben kurtarın beni el-amân
Saatlerim boşa gitti neden biri uyarmadı
Olmazsa rahmet-i Rahmân olur elbet hâlim duman
(Viyana, 5 Mayıs 04)
Felluceli çocuğun feryadı
Tadı mı kaldı baharın Bağdad zulmette iken
Güller kokar mı sanırsın namuslar kirlenirken
Tecavüz edilmedik bir ev mi kaldı yârânlar
Ben nasıl güler koşarım Felluce kanda iken
(Viyana, 7 Mayıs 04)
Gönül
Gönül safa istemiyor, bâd-ı saba esmesin
Çâk olup gitmiş gönül bâd- ı saba ne etsin
Bülbülsüz gülistana yakışır mı hiç işret
Kaybolan bu gönlüme Lokman Hekim ne etsin.
(Viyana, 21 Mart 04)
Alevim yoksa
Alevim yoksa bile ateşim yoktur sanma
Sus-pus olmuşsam eğer bana bakıp lâl sanma
Ne “sus-pus”lar vardır ki tufandırlar aslında
Sakin duran denizi tufan çıkartmaz sanma.
Sıla ile gurbet
Sılaya vardım gurbet günleri yok olsun diye
Gördüm ki gurbete dönmüş gözü yaşlı sıla var
Gönüldaşları aradım gamım paylaşsın diye
Gurbeti salık verdiler kendine garip sıla var
(İstanbul, 6 Nisan 04)
Serâp
Serâpâ hayal miydi öğrenip okuduğum
Değer miydi bu cefâ, bir ömür savurduğum
Ne Mecnun olabildik, ne Leylâ’dan haber var
Her biri bir serâpmış tutunup avunduğum
(Viyana, 19 Mart 2004)
Gül
Herkesin bir gülü var ona nağmeler yazar
Gül mevsimi geldi mi bülbüller bundan azar
Bir güle konmayanlar ne zevk alır bahardan?
Kimi mevsim ararken kimisi mezar kazar
(Viyana, 19 Mart 2004)
Mahkemeler
Hayâl ettim ki bir gün kurula mahkemeler
Zâlime hesap soran korkusuz mahkemeler
Hakimi hakdan ola, değil Hükkâm’dan yana
Doğru ile eğriyi ayıran mahkemeler.
(Viyana, 19 Mart 2004)
Rubailer
İşvelerin zulmü geçti cananım ruhum benim
Katlime ferman mı yazdın cellâd-ı canım benim
Bunca sillesini yedim yalan dolan dünyanın
Bari sen dost olaydın çâk gönlüme nurum benim.
(Viyana, 14 Mart 2004)
|
Tebliğ yerini “değişim furyası” aldı
Ulvi tebliğ yerini “değişim furyası” aldı
Mertçe “müminim” demek tozlu raflarda kaldı
Bu ne korku bu ne zillet Müslüman Ümmetinde
Camileri terk edip salonlarda bunaldı
(Brüksel, 15 Mayıs 04)
Müslümanlar popçuları seçiyor
Unuttu Müslümanlar Kur’an ayetlerini
Belleklerine koydu “star” kasetlerini
TV ekranlarında popçuları seçiyor
Çağdaş hevâ ve heves sarmış cesetlerini
(Brüksel, 15 Mayıs 04)
Zârım tükendi benim
Her tarafta tufan var havsalam gitti benim
Ümmet yanıp gidiyor ruhum eridi benim
Bu felâket fırtına neden her yeri sardı
Şeref haysiyet gitti zârım tükendi benim
(Brüksel, 15 Mayıs 04)
Perişan hâllerimiz
Biçâre bir kul oldum hayatımsa derbeder
Beni gören ehibbâ lâfugüzafım eder
Bu hâlde bırakınız dertlerimle baş başa
Perişan hâllerimiz beni ediyor heder
(Brüksel, 15 Mayıs 04)
Gerçek dost
Veysel Baba hoş söylemiş ‘gerçek dost toprak’ diye
Bu dünyanın dostları hep meğer birer yalanmış
Evlâd-u iyâl bakarsın sâlih olsunlar diye
Görüp yaşadım dehri ahd-u vefâlar yalanmış.
(İstanbul, 6 Nisan 04)
Gidiyoruz “finish”e
“Start” aldı ömrümüz gidiyoruz “finish”e
Yokuşlar tükenince geçiverdik inişe
Hücreler tek tek bitti, kanda derman kalmadı
Artık zamanımız yok neşe ve serzenişe
(Viyana, 16 Nisan 04)
Hoca tipler
Ne zalim devrâna düştük zalim mazlum karıştı
Mümin müminlere dargın kâfirlerle barıştı
“Münkir müfsid değil!” diyen “Hoca tipler” türedi
Bu “Hocalar” sayesinde küfr u imân karıştı
(Viyana, 21 Nisan 04)
Adam ol!
Herkesi ben adam idem deme önce adam ol!
Kolay adam olunmuyor, kolay ise adam ol!
Bu dünyayı adam olmayanlar aldı götürdü,
Bu adam olmayanlara karşı durup adam ol!
(Viyana, 4 Mart 2004)
Dünya
Anlamadan gidiyorum bu dünyanın hâlinden
Öyle hâin sevgili ki, bana ne zevâlinden
Haklı haksız, helâl haram birbirine karışmış
Bir an önce bitse kurtulsak bu dehrin elinden
(Viyana, 8 Mart 2004)
Mum
Aydınlatmak içindir bu yanıp eriyen mum
Olmazsa içindeki ateş, yanar mıydı mum?
Kömür oldu bronşlarım ateş-i suzanımdan,
Olamadım karanlıkta bir aydınlatan mum…
(Linz/Avusturya, 28 Şubat 2004)
Meryem
İffetinle misâl oldun insanlığa yâ Meryem
Seni misâl almayan hanım olamaz yâ Meryem.
Seçti Allah yaptı seni numune-i imtisâl,
Bütün Cennet hurileri sana bende yâ Meryem…
(Salzburg-Viyana treni, 29 Şubat 2004)
|