|
Mısır
Anıları
Tanta,
6-11
Ekim
2004
Tanta,
Mısır’ın büyük ve ziraata elverişli şirin bir
kentidir. Seyyid Ahmed el-Bedevî’nin türbesi orada olduğu için, şehre
gelenler daha ziyade onun için geliyorlar. Bugünlerde de ihtifaller olduğu
için, şehir oldukça kalabalık. Tanta’nın Ahmed el-Bedevi’si,
bir bakıma Konya’daki Mevlana gibidir. Konya’da Şeb-i Arus,
Tanta’da ihtifaller var. Ahmed el-Bedevî’nin Mevlana’dan bir farkı
da, onun “Seyyid” oluşudur.
Seyyid
Ahmed b. Ali el-Bedevî
 Seyyid Ahmed el-Bedevi'nin camisi ve
türbesi
Künyesi, “çok güzel ata binen” anlamında olan “Ebû’l-Fityân”, ve bundan bozma[1]
“Ebû’l-Abbas”[2]
olan Ahmed el-Bedevî’nin soyunun, Zeynu’l-Abidin b. El-Huseyn b. Ali b. Ebi
Tâlib’ten[3]
geldiği rivayet edilir[4].
Arabistan’da vukubulan karışıklıklardan dolayı, yâni,
Emevi Hânedanının, hatta bir müddet Mekke’de halifeliğini ilân
eden Abdullah b. Zübeyr’in, Ehl-i Beyt’e karşı takındıkları
menfi tavırdan, ve özellikle “Zalim Haccâc” diye bilinen Haccâc b. Yusuf’un[5]
Hz. Ali soyundan gelenlere uyguladığı zulümden kaçarak, Hicri
73(Milâdi 692) senesinde[6]
Fas’a gitmişler, ve orada yerleşmişlerdi[7].
Fas Sultanı onları çok iyi karşılamış, ve kızını
bunlardan Şerif Muhammed el-Cevâd’la evlendirmiştir[8].
Bunların üç oğlu ile iki kızları dünyaya geldi. Böylece
çoğaldılar, mal mülk edinerek Fas şehrine yerleştiler.
Bunlardan Ahmed el-Bedevî’nin atası olan eş-Şerif İbrahim,
Sultan’ın kardeşinin kızıyla evlenmiş, ve ondan Ali
isminde bir çocuk dünyaya gelmiştir ki, o da büyüyünce, Fas şehrinde
itibarlı bir ailenin kızı olan Fatima binti Muhammed’le evlenmiştir.
Fatima’nın altı tane oğlu oldu ki, altıncı olan
sonuncuları işte bizim biyografisini çizmeye çalıştığımız
Ahmed’tir[9].
Mağrib’de,
yâni bizim Fas dediğimiz ülkede, Muvahhidin ve Murabitin devletleri arasında
iç savaşlar başlayınca, ailenin büyüğü olan Ali b.
İbrahim, Hac yapmak gayesiyle, daha doğrusu Haccı bahane ederek
Mekke’ye gitti. Bazı kaynaklar, Ali b. İbrahim’in, Hac yolunda Mısır’dan
geçtiğini ve Mısır’da beş sene kadar kaldığını,
ve bu kalışın, Eyyubi Sultanı el-Meliku’l-Âdil, yâni
Selahaddin Eyyubi’nin kardeşinin saltanatı dönemine rastladığını
rivâyet ederler[10].
Bu sıralarda Ahmed yedi yaşlarındaymış[11].
Mısır’daki bu ikâmetten sonra aile Mekke’ye gidip orada yerleşti.
Ahmed 13 yaşlarına gelince, babası Mekke’de vefat etti, ve
orada defnedildi.
Ahmed’in
babasının vefatı, onun hayatında âdetâ bir devrim yaptı.
Nitekim o, artık kendini dine ve ilme verdi. Fazlaca ibâdet ediyor,
insanlardan kaçıyordu.
Mekke’deki
bu ikâmetleri sırasında Ahmed, “Kıraat-ı Seb’a”,
yâni yedi kıraat üzerine Kur’an okudu, ayrıca Şafii fıkhı
da tahsil etti. Takvası yanında ilmi de artan Ahmed, birdenbire kültür
ve ilim çevrelerinde parlamış, Mekke’de herkes tarafından tanınan
bir şahsiyet hâlini almıştı. Fakat her ne hikmetse, bir ara,
herkesten ilişkisini keserek münzevî bir hayat yaşamaya başlamış;
hatta ağabeyi Hasan’ın belirttiğine göre[12],
insanlarla konuşmadan, sadece işaretlerle anlaşıp gününü
geçirir olmuş. Bu şekildeki yaşantısından dolayı,
kendisine yapılan evlenme tekliflerini reddetmiş[13], ve Berlin’deki bir yazma eserde[14],
belirtildiği gibi, “Cennet hurilerinden birisinden başka hiçbir kadınla
evlenmem” demiştir[15].
Ve bu garip hâllerinden dolayı kendisine “Bedevi” lakabı verilmiştir.
İşte
bu hâl içerisindeyken gördüğü bir rüya üzerine, Ahmed Hicri 634 (milâdi
1236) senesinde, büyük kardeşi
Hasan’la birlikte[16],
Batı’ya, yâni Mekke’ye göre Şam ve Irak taraflarına hicret
etti ki, Siirt/Halenze Bedevileri, onun bu kardeşinin, yâni Hasan’ın
torunlarıdırlar.
Ahmed
el-Bedevi, Irak bölgesinde bulunan, ve Müslümanlar tarafından itibar gören
Abdulkadir Geylâni[17],
Ahmed er-Rufa’î[18], Hakkarili ‘Adî b. Musâfir[19] gibi zatların türbelerini ziyaret ettikten[20]
sonra, kardeşi Hasan’dan ayrılarak, Mısır’a gitmiş,
ve oranın eski yerleşim birimlerinden olan Tanta şehrine yerleşmiştir.
Bu ayrılıştan sonra artık kardeşler hiçbir zaman
birbirlerini göremediler. Biri, yâni Ahmed Tanta’ya yerleşti. Ailesiyle
birlikte Irak’ta kalan Hasan ise, Orta Doğu’da çıkan hadiselerden
dolayı yöreden yöreye hicret etmek zorunda kaldı ki, Siirt
Halenze’ye gelip yerleşen Bedevi ailesi de onun torunlarındandır.
Ahmed
el-Bedevi, Tanta’ya gelince, önce Ruknu’l-Yedeyn adındaki tüccarın
evine misafir olmuş. Ev sahibi onu çok sevdiğinden, ölünceye kadar
onu yanından ayırmamıştır. Ruknu’l-Yedeyn ölünce,
Ahmed el-Bedevi başka bir eve taşındı, ve ölünceye kadar
orada kaldı[21].
Ahmed el-Bedevi’nin, Mısır’da kalmakta karar kılmasının
nedenlerinden birisi de, onun Mısır’a gelişine tesadüf eden
Hicri 7.(Milâdi 13.) yüzyılda tasavvufun zirvede oluşu[22], ve Eyyubi Sultanlarının bu akıma sıcak
bakmalarından kaynaklanıyordu.
Tanta’ya
yerleşmesinden dolayı da Ahmed el-Bedevi’ye “Tantavî”
lakabı da verilmiştir. İslâm Dünyasının değişik
yerlerinden Müslümanlar, garip hâlleri dilden dile anlatılan bu zatı
ziyarete giderlermiş[23].
Ve bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir. Her sene Ekim ayının
başında Tanta’da âdeta bayram olur, ve binlerce Müslüman Ahmed
el-Bedevi’ni türbesine giderek onu ziyaret ederler. Yüzünü örtüp kimseye
göstermemesi, yırtılıncaya kadar elbiselerini değiştirmemesi
gibi garip hâlleri de kitaplarda uzun uzun anlatılmaktadır. Ahmed el-Bedevi,
her ne maksada mebniyse bilinmez, kendisine gelen bütün evlilik tekliflerini
reddetmiştir. Özellikle güzelliği ile nam salmış bir kızın
evlenme teklifini reddetmesi kitaplarda hayretle anlatılır[24].
Günümüzde Seyyid Ahmed el-Bedevî olarak bilinen bu zat, Hicrî 675(milâdi
1276) tarihinde Tanta’da vefat etmiş, ve oraya defnedilmiştir. Türbesinin
yanında, müridleri ve diğer Müslümanlar onun adına bir de büyük
bir cami yapmışlardır ki bu cami günümüzde de ibâdete açıktır.
Ahmed
el-Bedevi, Irak’taki Rufai tarikatının lideri Ahmed er’Rufa’î’nin
yaptığı gibi evinin damında otururmuş. Rivâyetlere göre
Ahmed er’Rufâ’î, konuştuklarından komşuları da istifâde
etsinler diye evinin damında oturur, öyle konuşurmuş. Bundan
dolayıdır ki, onun bu adetini taklid ettiğinden dolayı,
Ahmed el-Bedevi tarikatının bir adı da, “damda oturanların
tarikatı” şeklinde tercüme edebileceğimiz “es-Sutuhiyye”dir[25].
Günümüzde
bile Mısır’da en çok ziyaret edilen yerlerden birisi olan, ruhuna
fatihalar okunan bir ziyaretgâh konumunda olan türbesi ve camisi, âdeta dolup
taşmaktadır.
Ahmed
el-Bedevi’nin bazı eserleri günümüze kadar gelmiştir ki, “Salavât”,
“Evrâd”, “Vasâyâ” ve “el-Hizb” kitapları
bunlardandır.
Seyyid
Ahmed el-Bedevi’nin bir çok müridi olmuş, kendisine bağlananlar
Ahmedî tarikatını sürdürmüşlerdir.
Seyyid
Ahmed el-Bedevi’nin birçok hâlleri ve kerametleri kitaplarda zikredilmiştir
ki, bu konu alanımız dışında olduğu için ayrıntılarına
girmiyoruz[26].
Meselâ türbesinde bir müddet türbedârlık yapmış olan
Abdussamad Zeynuddin(ölümü:1619)’in, “el-Cevâhiru’s-Seniyye
fi’l-kerâmâti ve’n_Nesebi’l-Ahmediyye” adlı kitabı bu
konuda zikredilmesi gereken kaynaklardan bir tanesidir[27].
Tanta’da,
Seyyid Ahmed el-Bedevi tarikatının yanı sıra başka birçok
tarikat daha vardır. İslâm dünyasının diğer bölgelerine
nazaran Mısır’da tasavvuf çok daha yaygındır.
|
|