| Akledebilecek bir Müslüman kalmadı mı dünyada? |
|
|
|
Müslümanların, Batı’yı parçalayan milliyetçi akımları benimseyip coğrafyalarına tatbik etmeye başladıkları 19. yüzyıldan beri, başları dertten kurtulmadı. Çin Seddi’nden Atlas Okyanusu’na kadar olan birlikteliklerini, günlük çıkarlar uğruna yok edip gittiler; ve ilkeleriyle paramparça oldukları Batılıların oyunlarıyla birbirlerini yiyip bitirdiler. Sanki her birinin kanında bir kutsiyet varmış gibi, aralarına öylesine aşılmaz bir “milliyetçilik duvarı” ördüler ki, artık birbirlerini anlamaları şöyle dursun, birbirleriyle konuşmayı bile âr görmeye başladılar! Ve onca kusurlarına rağmen, son devletleri olan Osmanlı’yı parçalayıp, 50’ye yakın devlet(!) oluşturdular. Ve bu devlet(!)leri oluştururken de her biri sırtını bir başka Batı ülkesine dayayıp, Müslüman kardeşine düşman oldular. Ve tabi bu kusurdan, hiçbir Müslüman unsur müstağni değildir! Herkes suçludur! Batılı ülke insanları Nüfus Cüzdanı bile göstermeden birbirlerinin ülkelerine gidip seyahat ederlerken, bir Müslümanın diğer bir Müslümanın ülkesine gitmemesi için günlerce, belki aylarca süren bir vize problemi getirildi. İslâm uhuvveti gitti, yerine şoven ırkçılıklar gelip oturdu. Ve bunun yegâne müsebbipleri, sâir Müslümanlar üzerinden bazı çıkarlar elde etmek; dinlerine, inançlarına aykırı bile düşse, gayrimüslimlerle bir olup, Müslüman kardeşine düşman olmayı yeğleyen “saltanat grupları”dır, “Sultan aileleri”dir, “demokratik saltanat locaları”dır. Kısaca, iktidarları ellerine geçirmiş olan mütegallibe sınıfların, bu saltanatlarını sürdürebilmek için bile bile Müslüman halkı cahil bırakmaları, ve bu cehâletin ürünü olarak da toplumun, suretâ kendilerini idâre edenleri, “kutsal” ve “lâ yus’el” görmeleridir. Çünkü hattı zatında fazla bir dini endişeleri olmayan çıkar çevreleri, Müslüman halkı kandırabilmek/sömürebilmek için, “Ulu’l-Emr’e itaat farzdır” deyip, Kur’an âyetlerini kendi çıkarları doğrultusunda sömürerek, bu Şeytan manevrasına, dini bir kılıf giydiriyorlar! Böyle olunca da Müslümanlar, tamamen Batı’nın emrinde olan Ulu’l-emr’leri’nin direktifleri ile yaşar duruma geldiler! Adetâ Allah’ın, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir. Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır. İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez”(Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi, 102-108). Günümüzde Müslümanların bu “milliyetçilik taassubu”ndan en çok yararlanan ülke, şüphesiz, her gün onların bir coğrafyasına el koyup işgal eden Amerika’dır! Tıpkı Firavun’un yaptığı(bk. Kur’an- Kerim, Kasas Sûresi, 4) gibi, kendi refahını, Müslümanları parçalamak, onları kendisine köle yapmak, ve gerektiğinde, Somali’de, Afganistan’da, Irak’ta vs.de olduğu gibi onları yok etmek isteyen ABD, en son bu ihtirasını, Galbraith denen bir yetkilisinin ağzından kustu. Halen Washington'da Silahların Kontrolü ve Yayılmasının Önlenmesi Merkezi adlı düşünce kuruluşunda görev yapan Galbraith, demokratikleşmeleri durumunda Suriye ve İran'ın da parçalanabileceğini belirtti. Sanki Müslümanların demokratikleşmeleri ABD’yi çok memnun ediyormuş da, kalkıp bu direktifleri veriyorlar! Senelerdir Körfez’deki Müslüman ülkeleriyle âdetâ içli-dışlı olan Amerika, neden onların feodal yapılarını görmezlikten geliyor? Görmezlikten gelir, çünkü hepsi onun emrinde hâzır ve nâzır! Çünkü onun derdi Müslümanların demokratikleşmeleri falan değil! Rejim ve sistemleri ne olursa olsun, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeleridir. Başka bir deyişle Amerika’nın biz Müslümanlardan istediği “demokratikleşme”, “Amerika’ya köle olmak”ın başka bir adıdır! Şimdi ey Müslümanlar! Daha ne kadar Kur’an’a sırt çevirip, Amerika’ya bel bağlayacaksınız? Amerika şimdiye kadar kime yaradı ki, size yarasın? Aklınızı başınıza alın da, birilerinin çıkarları için bölünüp parçalanmayınız! “Allah’ın ipi”yle birbirinize sarılın; gafil davranıp Amerika’nın “Deccâl teklifleri”yle oyuna gelmeyiniz! Biliniz ki ölüm haktır, hesap haktır, hiç kimsenin bu hesaptan kaçamayacağı gerçeği de haktır! Üstelik o hesapta hepimiz birbirimize, Hz. Peygamber(s.a.s) de hepimize şahit olacak!
|

