| Reel, irrel, surreel |
|
|
|
Kendi inanç sistemlerini, bilerek ya da bilmeyerek 19. yüzyılın meşum pozitivizmi’yle anlayan/anlamaya çalışan dimağlar, keza bilerek ya da bilmeyerek inancı, inançsızlıkla ifâde etmeye çalışırlar ki, bunun farkında bile değiller. Bunu söylerken, kendilerini “mü’min” sayanlar için konuşuyoruz. Zira inancı olmayan bir kişinin, etrafındaki her olaya pozitivist bir gözle bakması tabiidir. Onlar, yâni inançsızlar, Allah’ın evren üzerindeki tasarrufunu kabul etmediklerinden, akılları nasıl algılayabilirse, o şekilde değerlendiriyorlar olayları… Örneğin yağmuru yağdıranın, güneşe hareket gücünü tanıyanın, kısaca tabiattaki her türlü değişimin, Allah’ın tasarrufunda olduğuna inanmazlar. İnançsızlık dediğimiz olgu da budur zaten. İşte kendilerine göre doğru telakki ettikleri bu görüşü, “aklî”, “mantıkî” sözcükleriyle müteradif kabul edip, düşüncelerini, çoğu kez Batı kaynaklı “reel” sözcüğüyle dile getirirler. Buradan hareketle de, “reel” sözcüğünü, başka isimlerle birlikte kullanıp, hadiselere o zaviyeden bakarlar. Örneğin, siyaset yaparlarken, güçlüdür diye, Amerika’nın hoşlandığı bir siyaset güdüp, buna “reel politika” derler. Böyle olunca da, Amerika’ya ters düşen her politikayı da, “reel”in zıddı olan “irreel” ile, yâni onlara göre “aklî olmayan” olarak kabul ederler. Yukarıda belirttiğimiz gibi, inançsızların olayları böyle değerlendirmeleri, onlar açısından doğaldır. Doğal olmayan, kendilerine “mü’min” diyenlerin de bu akıma kapılmış olmalarıdır. Oysaki inançsızlar inanmazsalar dahi, “reel” ve “irreel” dediklerinin üzerinde bir de “surreel” (akıl ötesi) denen, ve insanoğlunun anlayamayacağı, ancak imân etmesi gereken bir “akılların, gücünün sınırını idrak edemedikleri bir gerçek” vardır ki buna “ilâhî kudret” diyoruz. Ve inananlara göre, bu “ilâhî kudret”, her şeye hâkim olan, dilediğini yapabilen Allah’ın, “Kâdir” sıfatından neşet eden sonsuz güçtür. Bu “ilâhî kudret”e inanan müminler, her gün onlarca defa okudukları Fatiha Sûresi’nde dile getirirler bu inançlarını: Bütün bunları şunun için söylüyoruz: Allah, Amerika ve İsrail’den daha güçlüdür; ve O istemezse bu iki devlet insanlara dünyanın hiçbir yerinde zulümlerini icra edemezler. Yeter ki insanlar, Allah’ın istediği gibi olsunlar! Hâl böyleyken, bir zamanlar bizim de köşelerinde yazı yazdığımız gazetelerde hâlen yazı yazan arkadaşlarımız da, bu “reel politika” furyasına kapılıp, dünyanın her tarafında Müslümanlara kan kusturan Amerika, ve Filistin’de Müslüman çocuklarını öldürmeye doymayan İsrail’le sarmaş-dolaş olmayı normal görme/normal gösterme/normal olduğunu okuyucularına empoze etme yarışını başlattılar… Bu arkadaşlar diyorlar ki: Amerika ve İsrail güçlüdürler, o hâlde “reel politika” gereği, (Müslümanların zararına bile olsa), bunlarla aynı politikaları yürütmek zorundayız! Bu düşüncelerinden dolayı da, üst seviyedeki AKP Hükûmeti yetkililerinin, binlerce Müslümanın katili olan Şaron’a gitmesini, bin bir dereden bâhane getirerek olumluyorlar! Bazıları da saf saf “Tayyip Bey kappe giymedi” deyip seviniyor, Şaron’a yapılan ziyareti meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Peki, ya Tayyip Bey’in yanında olan bakanların yaptıklarına ne demeli? Yahudilerin o ziyaret mahalline, onların itikatları gereği baş açık girilmeyeceğinden, Türkiye üniversitelerinde başörtülü oldukları için okuyamayan kız öğrencileri için hiç bir şey yapmayan bakanlar, başlarını örttüler ve o mahalle öylece girdiler! Sevgili “reel politiacı”lar! 1071 yılının o sıcak ağustos gününde siz Alpaslan’ın yanında olsaydınız, asker sayısı 200 000’i geçen, ve Müslümanları yok etmek için Malazgirt’e kadar ilerlemiş olan Romen Diojen karşısında, “reel politika”nız gereği Alpaslan’a, “Sultanım! Senin 50 000 kişilik ordun Bizans ordusunu durduramaz! İyisi mi gidip onlara teslim olalım! mı diyecektiniz? Arkadaşlar! Size ve bize düşen, yanlışları tevil değil, bu iktidar döneminden önce yaptığımız gibi, yanlışlara karşı çıkmaktır! “Yanlışı başkası yapınca eleştirelim, ama bize yakın olanlar yapınca görmeyelim” zihniyeti, bizi hiçbir yere götürmez! Yanlışı yapanlar namaz kılıyor olsalar bile, yanlış yanlıştır! Biliniz ki hepimiz yazdıklarımızdan dolayı, Allah’a ve kamuya hesap verme durumundayız.
|

