Anasayfa > Makaleler > Güncel Yazıları > Bir öğrencim daha göçtü Ukbâ’ya
Bir öğrencim daha göçtü Ukbâ’ya Yazdır e-Posta

    Herkes ölümü tadacaktır!

    Geçtiğimiz günlerde, yâni 18 Eylül 2007 günü, çok sevdiğim öğrencilerimden Fikret Özdemir, Allah’ın kendisi için yazdığı yazgıya uyarak bu dünyayı terk edip, Ahiret âlemine göçtü…

İnsan, sevdiklerinin mezarına bizzat kendi elleriyle toprak atıp onu mezarın derinliklerine gömmeden, ölüme inanamıyor sanki… Ya da, hayat ve ölüm arasındaki berzahı bu kadar yakından müşahede edince, gerçek daha bir gösteriyor kendini… Ve hemen o anda şairin dizeleri geçiyor gözlerinizin önünden:

“Ölmek kaderde var yaşayıp köhnemek hazin,

Buna bir çare yok mudur ya Rebbelâlemin?”

Zaten bu kaçınılmaz gerçeği anlatmıyor mu Mülk Sûresinin ilk ayetleri:

“Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”.

İşte hayat ile ölüm arasındaki gizemli kapının anahtarı, Allah için yapılan güzel amelde saklıdır. Yani “güzel amel”, ölüm ötesi âlemin dünya ölçütleriyle ölçülemeyecek derecede olan güzelliklerine; “kötü amel” de, ölüm ötesi âlemin keza dünya ölçütleriyle ölçülemeyecek derecede korkunç olan ceza âlemine götürür…

İnsan için hayat ve ölüm bunun için yaratıldı diyor Yüce Mevlâ’mız…

Her çevreden insanın, Allah için olan güzel âmeline tanık olduğu kimseler, o mutlu sonu kazanan, Allah katında rızaya ulaşan insanlardır.

İşte öğrenciliğinden beri tanıdığım ve geçtiğimiz günlerde öte âleme yolcu ettiğimiz Fikret Özdemir, güzel âmele sahip böyle bir mümindi… Hocası olarak ben ve onu tanıyan herkes bu gerçeğe şahittir!

İslâm için cehdi, şiar edinmişti kendine Fikret: Vakıf toplantıları mı yapılacak, Fikret oradaydı; Müslümanlara yapılan bir haksızlık için protesto eylemi mi düzenlenecek, Fikret oradaydı; fakirlere yardım mı toplanacak, Fikret oradaydı; Müslümanların Allah’ın emirleri doğrultusunda yetişmeleri için eğitim kurumları mı açılacak, Fikret hazırdı; eski dostları, arkadaşları bir araya toplamak mı gerekiyor, organizatör olarak Fikret en öndeydi… Daha ne sayayım? Fikret’imin, fiziği gibi âmeli de böyle güzeldi… Zulme karşı çıkmayı, ibadet sayardı Fikret. Çünkü küfrün zulüm, kâfirin de zalim olduğunu öğrenmişti. Öğrendiği için de, İslâm düşmanlığının zulümle eşdeğer olduğunu çok iyi kavramış olanlardandı…

Ve Allah, dünya hayatı için bu kadar ömür biçmişti Fikret’e… Genç yaşta terk etti bizleri. Kim bilir belki Ukbâ’da da bizleri karşılamak için gitti erkenden… Daha bir ay önce, sevdiklerinden olan Hüseyin’i, Bahattin’i, Mustafa’yı alıp ziyaretine gitmiştim kurucusu olduğu Bilim Kolejine… Sonra Malatya’ya gitti. Orada, bahçelerde, gölgeliklerde dinlenecekti kendince… İstanbul’a dönüşünü müteakip, vefatından on gün önce beni telefonla aramış, “Hocam, bu sefer sen aramadan ben seni arıyorum” demiş, sohbet etmiştik… Benden dua etmemi istiyor, ben de âciz bir kul, fakat aynı zamanda bu güzel öğrencimin hocası olarak dua ediyordum… Ama artık ecel kapıdaydı ve yapılacak bir şey yoktu!

Ukbâ’ya göçtü Fikret’im…

Hastalığından dolayı çektiği acılar, günâhlarına kefaret olur inşaallah…

Hocalar için değerli öğrencileri, onların öz çocukları gibidirler… Hatta bu değerlerinden dolayı, bazen onlardan da yakındırlar…

Öğrencim Fikret benim için böyle bir değerdi. Bu sadece benim için değil, onu tanıyan herkes için böyleydi…

Fikret’im! Rahat olasın Ukbâ’da!

Gözün arkada kalmasın sakın. Fatih Camisi’ne koşan ve senin Ukbâ alayına katılan sevdiklerin, bıraktığın yerden sürdürecekler davanı inşaallah…

Biliyorum, senin de, bizim de sevdiğimiz bazı kardeşlerimizin dünyalık uğruna davamız için gerekli bazı hassasiyetlerini kaybettiklerini görüyor, üzülüyordun. İnşaallah Ukbâ’ya olan yolculuğun, onların agâh olmalarına vesile olur. Ve böylece ölümünle dahi hizmet etmiş olacaksın geride kalanlara…

Makamın Cennet olsun…

Biz Allah’ınız ve O’na dönücüleriz…