|
Endülüs’e seyahat (I)
Clermont-Ferrand’dan
Endülüs’e hareket
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma -
10 Ağustos 2007
Endülüs’e,
yani bir zamanlar asırlarca İslâm’ın adaletiyle şereflenmiş
olan İspanya’ya her gelişimde, “bu sefer doyamadım ve
istediklerimin tamamını göremedim; inşaallah başka sefer
geldiğimde daha uzun kalır, daha detaylı bilgi alırım”
der, esef ve üzüntüyle ayrılırım altı asır dünyaya
kültür ve medeniyet dağıtmış olan bu mahzun ülkeden.
Bu
seferki gezimize, Clermont-Ferrand’dan başladık. Ekip on kişiden
oluşuyor: İbrahim, Nihat, Davut, Güngör, Mustafa, Ramazan, Orhan,
Mahmut, Mehmet ve ben.
Büyük
bir ihtimâlle, miladi 8. yüzyılda İspanya üzerinden Fransa’ya
gitmiş olan İslâm tebliğcilerinin bir kolu, Fransa’nın
orta bölgesinde yer alan Clermont-Ferrand’dan geçmiş, oradan kuzeye doğru
yol almışlardır. Nitekim bu Fransız şehrine daha önceki
gelişlerimde, bugün mahalle arasında kalmış bir sur duvarı
tesbit etmiş, fotoğrafını çekmiştim ki bu, Müslümanların
uzun bir müddet Clermont-Ferrand bölgesinde kaldıklarına delalet
eder. Zaten Clermont-Ferrand’dan, Montpellier üzerinden Fransa’nın güneyine
doğru gittiniz mi, bugün bile Müslümanlardan kalan ve onca yıkımlara
rağmen hâlâ bazı izlerini muhafaza edebilen yapılara rastlarsınız.
Fakat bu Müslüman eser kalıntılarını fark edebilmek
için, Müslümanların ve Batı dünyasının mimari
karakterlerini çok iyi bilmek gerekir. Bu iki kültürün, yani Müslümanlarla
Hıristiyanların, taşları değişik şekillerde işleyip
duvarlarda kullanmaktan tutun da, ahşapları yontup mimaride kullanmaya
kadar olan değişik vasıflarını bilen herkes, gördüğü
bir eski esere bakıp, bunun Müslümanlara mı, Hıristiyanlara mı
ait olduğunu hemen fark eder. Onun içindir ki, bu saydığımız
özellikleri çok iyi bilen bir sanat tarihçisi; Avusturya,
Macaristan dâhil, Güney Doğu Avrupa ile İtalya, Fransa, İspanya,
Portekiz ve Malta’yı içine alan Güney Avrupa ülkelerinde ilmi bir
sanat gezisine çıksa, Müslümanlar tarafından bu bölgelerde yapılmış,
fakat harabe hâlde, ya da bir yapıtın içerisinde yüzlerce değil,
binlerce eseri tesbit edip kültür ve medeniyet dünyasına büyük bir
katkıda bulunabilir. Ama bunun için bilgi lazım, sabır lazım,
para lazım, ve bunların hepsinden önce de bu işi yapabilmek için
aşk lazım…
Tapınak
Şövalyelerinin ülkesinden geçiyoruz
Gecenin
karanlığında minibüsümüz yol alırken, birden bir levha
ile karşılaşıyoruz: Pays des Templiers/Tapınak
Şövalyelerinin ülkesi!
Günümüzde
bile zaman zaman gündeme gelen Tapınak Şövalyeleri, sadece Avrupalıların
değil, bizim tarihimiz için de önemli, ve bilinmesi gereken gizemli bir Hıristiyan
tarikatıdır. Bu Tapınak Şövalyelerinin bir kısmı,
gerek Haçlıların Kudüs işgalleri zamanında, gerekse Haçlıların
Salahaddin Eyyubî tarafından Kudüs’ten çıkarıldıktan
sonra, şu onda oradan geçtiğimiz, ve Montpellier’ye yakın olan
“Les Ramparts du Larzac” diye bilinen kalelerde yaşıyorlardı.
Başlangıçta,
Haçlılara sağlık hizmeti vermek üzere kurulmuş olan bu
şövalyeler, daha sonra sadece Müslümanlara değil, Yahudilere, hatta
Katolik olmayan Hıristiyanlara da zulmetmiş, mallarına el koymuşlardır.
Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan da, kardeşi Beyazıt’a
yenilince, o zamanlar teşkilatları Rodos’ta bulunan bu şövalyelere
sığınmıştı[1].
Clermont-Ferrand’dan
akşamüzeri ayrıldığımızdan ve de hava karardığından,
maalesef bu bölgeyi, yani Fransa’nın güney batısını görmeden
geçtik ve gece yarısı Barselona’ya vardık.
İspanya’nın
kuzey doğusuna düşen ve Katalanya’nın başşehri olan
bu kent, asırlarca Müslümanların elinde kalmış ve onların
adaletiyle yönetilmiştir[2].
[1]
Bu konuda bk. “Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına
seyahat” adlı araştırmamız.
|
|