|
"Fahrenheit
9/11"
Toronto,
3
Temmuz 2004
Amerika’nın,
kitle imhâ silahlarını bahane ederek Irak’ı işgal etmek için
savaş açacağı sıralarda, Bush’un söylediklerinin tamamen
yalan olduğunu söylemiş, Müslümanları, bu yalanlara kanmamaları
konusunda uyarmıştık. Neticede Amerika, Afganistan’ı olduğu
gibi, Irak’ı da işgal ederek yüz binlerce Müslüman’ın ölümüne
sebebiyet verdi. Kimyasal silah falan da bulunmadı.
Bugün,
Uğur ve Eren’le birlikte, Amerikalı meşhur yazar ve film yapımcısı
Michael Moore’u yönetmenliğini yaptığı, ve tamamen
dokümanter olarak çevirdiği “Fahrenheit
9/11” filmine gittik.
Dünyamızı
kana bulayan Bush ve avenesinin sahtekârlıklarını, yalancılıklarını
ortaya koyan, ve tek kelime ile mükemmel diyebileceğimiz bir şekilde
hazırlanmış bir film!
11 Eylül
olaylarını, Bush’un Ben Ladin ailesi ile olan sıkı menfaat
ilişkilerini, Afganistan’ın eften püften bahanelerle yapılan
işgalini, Irak işgali için ne dümenler çevrildiğini konu alan
film, daha şimdiden Bush’un itibârını sarsmış
durumda. Tabi ki bunu söylerken, Bush’un yerli ve uluslar arası menfaat
çetelerini bunun dışında tutuyoruz.
Filmin
bir kopyasını bulup, Geçtiğimiz ay(27-29 Haziran 2004) İslâm
coğrafyasını yeniden dizayn etmeyi/Amerika’nın çıkarları
doğrultusunda düzenlemeyi amaçlayan BOP için âlay-ı vâlâ
ile Bush’u İstanbul’da ağırlayan bir zamanki dostlarıma
göndermeyi ne kadar isterdim! “Leellehum yetezekkerûn! Leellehum
yetefekkerun!”
Sadece
bütün Müslümanların değil, belki bütün insanların,
Bush’un ve onun işbirlikçilerinin ne mel’ânetler peşinde
olduklarını görmek için mutlaka ve mutlaka bu filmi görmeleri
gerekir!
Halid
ile Samer
Sinemadan
çıktığımız sırada Serdar aradı; ve bizi, “Timothy’s
Coffee”de kahve içmeye davet etti. Hep beraber, yâni Uğur, Eren ve
Serdar’la kahve kapısından girer girmez, tezgâhta duran adam bize
bakarak, “Selâmun aleykum” demez mi!
Şaşırarak
adama doğru gidip konuşmaya
başladık: Adamın adı Halid, yanında kendisine yardım
eden hanımının adı da Samer’di. Samer Hanım
Abdulkadir Geylânî’nin soyundan, kocası Halid ise İskenderun asıllıymış.
Her ikisinin de dedeleri, seneler önce Lübnan’a gidip, Beyrut’a yerleşmişler.
Yedi ay önce de Kanada’ya gelip, beraber getirdikleri sermayeyle bu iş
yerini açmışlar. Henüz Kanada’ya alışmamış
olan Halid ve eşi, buralarda gördükleri ahlâksızlıktan yakınıyor,
bizlerle tanıştıktan sonra, ailelerine kavuşmuş gibi
seviniyorlar. İçtiğimiz kahveden başka, bir kahve de onlar ikrâm
ettiler.
Coğrafyalarındaki
yönetimlerin zulümlerinden dolayı dünyanın dört bir bucağına
yayılmış olan garip Müslümanların hâlini düşünüyor,
bu düşüncelerle Halid ve eşiyle vedâlaşıp ayrılıyoruz.
Toronto’da
bir düğün
Akşam
olunca, davetli olduğumuz düğüne gittik. İki gurbetçi kardeşimiz,
mülkiyeti aslen Pakistanlı bir Müslüman’a ait olan düğün
salonunda çocuklarını
evlendiriyordu. Süleyman Adıyaman’ın oğlu Elvan, İsa’nın
kızı Nursel’le evlenecek. Ülkelerinden hayli uzaklarda olan bu coğrafyada
biraz memleket havası teneffüs etmek için, düğün sahipleri
Hamburg’dan Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma dünya şampiyonu
Mustafa Özcan Güneşdoğdu, keza Kur’an-ı Kerim’i güzel
okuma Avrupa şampiyonu Ramazan Sarı ve Hollanda’dan tiyatrocu Ömer
Yaralı’yı davet etmişler. Okunan Kur’an-ı Kerim,
ilâhiler ve Ömer’in nefis esprileri, dinleyenleri birazcık da
olsa sılaya doğru aldı götürdü.
|
|