|
Seyahatname
- Toronto I
Toronto,
28
Haziran 2004
Bazı
araştırma ve seminerler için yine Toronto/Kanada’dayım.
Haziran, fakat hava oldukça soğuk. Avrupa da böyleydi. Sanki bu sene yazın
gelmeye niyeti yok. Zaten ihtiyarlamış olan dünyanın da sonu
geliyor galiba.
İstanbul’da
İslâm Dünyasını yeniden dizayn etmek/paylaşmak projelerini
görüşmek üzere NATO toplantısının yapıldığı
şu sıralarda, Kanada’da bugün seçimler yapılıyor. Buna
dair haberleri okurken, sağcı National Post gazetesinde, Türkiye
ile ilgili bir manşete rastlıyorum. Bush’un, herhangi bir Türk
yetkilisi ile değil de, Patrik Bartalemeos’la
resimlerinin hemen yanındaki manşet şöyle: Türkiye
ciddi şekilde Amerika’nın arkasında duruyor! (Turkey stands
firmly behind U.S.)
Günlerden
Pazartesi, ve herkes işinde gücünde. Günün uygun bir saatinde de gidip
oyunu kullanacak. Bizde olduğu gibi, seçim sırasında kaç kişinin
öleceği konusunda tahminler de yapılmıyor. Bizde çoğunlukla
adaylar hizmet için değil, ceplerini doldurmak, ya da bir makam kapmak için
seçimlere katıldıklarından, seçimler “çıkar kavgaları”na
dönüşüyor. Geçtiğimiz sene sonunda İstanbul’da yapılan
seçimlerde, bir muhtar adayının seçim sırasında 200-300
milyar lira harcadığını duymuş, hayretler içerisinde
kalmıştım. Hiç kimse, bu kadar paranın nereden bulunduğunu
merak etmiyor tabi! Ben emekli bir profesör olmama rağmen, böyle bir
maceraya atılmayı, yâni muhtar adayı olup 100 milyar harcamayı,
hayal bile edemiyorum.
Ülkemizi
yönetenler bu gibi meselelerle değil, hâlâ başörtüsüyle uğraşıyorlar…
Neden?
Çünkü
çıkarları açısından, memleketin bu hâlde olması,
herkesin cahil kalıp onların yaptıkları bütün melânetlere,
“ulu’l-emr’e itaat” kuralınca
körü körüne itaat etmeleri, seslerini çıkartmamaları işlerine
geliyor. Allah’ın bir tek kulu çıkıp, “şu
‘ulu’lemr’ dediklerimizin bizimle ne alâkaları var?” diye sormuyor/soramıyor!
Batı
dünyasında devletler vatandaşlarına(başkasına değil)
hizmet için varken; halkı Müslüman olan devletlerde ise, vatandaşlar
devletlere hizmet için vardırlar! Onun için devletin emir buyurduğu
her kurala, isterse bu kural/kanun, hukuka,
ahlâka, dine, insan haklarına aykırı olsun! Çünkü yerli
emperyalizmin çizmeleri altında inim inim inleyen İslâm coğrafyasında
kutsal olması gereken insan olacağı yerde devletlerdir. Böyle
olduğu için de, kutsal devletin kendisi gibi kutsal ve dokunulmaz olan
kurumları, kendileri ve efendilerinin âli menfaatleri zarar görmesin diye,
insanı ezer dururlar.
İşte
bunun tek sebebi, Müslüman ülkelerdeki yanlış din anlayışından
kaynaklanan “Ulu’l-emr”in kim ve ne olup olmadığının
analiz edilmemiş olmasından ileri geliyor!
Müslümanlar
bu gerçeği öğrenmedikleri sürece insan yerine konmayacak, sürüm sürüm
sürüneceklerdir…
|
|