|
Amerikalı
askerler Kanada'ya kaçıyor
Montreal,
10
Temmuz 2004
Bugün,
bir konferans vermek üzere Quebec eyaletinin büyük kentlerinden Motréal’e
geldim. Yusuf söz vermiş olmasına rağmen, aniden çıkan bir
işi dolayısıyla Montréal’da bana eşlik edemedi.
Sabah
kahvaltısını, taa Güney Afrika’dan tanıdığım
İzzet’in evinde yaptıktan sonra, Haluk’un arabasıyla Kızılderililerin
köyüne gittik. Meğer bugün onların senelik festival günleriymiş.
Polislerine varıncaya kadar, bütün idarenin yerlilerin elinde olduğu
bu köyün geniş bir meydanını festival için hazırlamışlar.
Yapılan
konuşmalardan sonra, Kızılderililerin müziği eşliğinde,
benim, “yeri dövme dansı” dediğim dans başladı.
Genellikle erkeklerin rol aldığı bu dansı yapanların
tamamı, yerli kıyafetleri giymiş; başlarında tilki
postundan yapılmış; etrafı hindi,
bazen doğan, ve nadiren kartal tüyleriyle süslenmiş şapkalarıyla,
püsküllü pantolonlarıyla, değişik renklerle şekil verilmiş
abamsı kıyafetleriyle yeri dövüp oynuyorlar…
Dans
yapılan bu alanın etrafında kurulmuş olan onlarca çadırda
da, Kızılderililere ait eşyalar sergilenmekte, el yapımı
ayakkabılar, çantalar, kolyeler, bilezikler; taşlardan oyulmuş süs
eşyaları vs, bizim gibi turistlere satılmaktadır.
Kızılderili
köyünden ayrılırken, müthiş bir yağmura yakalandık.
Üzerimiz sırılsıklam ıslak olduğu hâlde, oraya yakın
La Salle semtindeki bir camiye sığındık. Bu camide
hem namaz kıldık, hem de ıslanan elbiselerimizi kuruttuk.
Bilâhare,
Cezayirli arkadaşım Mecid’in davetlisi olarak bir Pakistan lokantasında
yemek yedik.
Akşam
Namazını müteakip, Saint-Laurant bulvarı 10555 numarada bulunan
Vakıf merkezinde konuşmamı yaptım.
Konuşmamdan
sonra dinleyicilerle konuşurken, Nazif bana yaklaşıp bir gazete
kupürü veriyor. Le Journal de Montréal (Jeudi 8 Juillet 2004)
gazetesinden alınmış olan kupürdeki yazının başlığı
şöyle:
“Deux
déserteurs de l’armée
américaine
demandent le
statut
de réfugié au Canada”
Başlığın
Türkçe’si, “Amerikan Ordusundan iki firari Kanada’dan iltica
talebinde bulunuyor”
Zaman
zaman kıyasıya tenkid ettiğimiz Amerikalılar içerisinde dünyaya
kan kusturan devletlerine karşı çıkan akl-ı selim sahibi
olan binlerce insanın da olduğunu yazıyoruz. Amerikan Yönetimi
bunu sansürleyip gizlemek için bütün imkân ve yöntemlerini kullanıyor
olsa da, yeryüzünün bir çok ülkesine, ve özellikle Kanada’ya kaçmış
olan binlerce Amerikalı asker, devletlerinin cürümlerini anlatmakta,
Amerika’nın gerçek yüzünü göstermektedirler. Ne yazık ki, bu
askerlerin çoğu ruh hastası olup, Amerika’nın kendilerine yaptıklarını
anlatacak konumda bile değiller.
Amerika’nın
son Irak işgalinden firar eden askerlerden Jeremy HINZMAN,
kendisiyle yapılan röportajın bir bölümünde şöyle diyor:
“…
Şayet ben, bana emredildiği gibi zenginleştirilmiş
Uranyum ile Iraklı çocukların, ya da Irak topraklarının üzerine
ateş edip orada kanserin yayılmasına sebebiyet verseydim, bu
hareketim insan davranışlarına aykırı bir hareket olmuş
olacaktı”.
Jeremy’nin
bu cümlesinden üç noktayı tesbit ediyoruz:
1)
Irakta kimyasal silâh olduğunu bahâne edip oraya saldıran, ve
fakat orada böyle bir şey bulamayan Amerika; saldırılarında,
nükleer silâhların ana maddesi olan, ve uluslar arası antlaşmalara
göre kullanılması yasak olan Uranyumu kullanıyor.
2)
Amerika bile bile insanlar arasına kanser mikrobu yayıyor. Tıpkı
bir zamanlar Kızılderililere vebâ mikrobunu hediye(!) ettiği
gibi.
3)
Amerikan ordusunun insan davranışlarına aykırı
hareket ettiğini, bizzat kendi askerleri tarafından itiraf edilmiş
oluyor.
Hâl
böyleyken, yöneticilerimizin hâlâ dünya siyasetinde Amerika ile canhıraş
bir şekilde çalışmaya “azmu cezm u kast” eylemelerini
nasıl açıklayabiliriz?
|