|
Bir öğrencim daha göçtü Ukbâ’ya
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma -
8 Ekim 2007
Herkes
ölümü tadacaktır!
Geçtiğimiz
günlerde, yâni 18 Eylül 2007 günü, çok sevdiğim öğrencilerimden
Fikret Özdemir, Allah’ın kendisi için yazdığı yazgıya
uyarak bu dünyayı terk edip, Ahiret âlemine göçtü…
İnsan,
sevdiklerinin mezarına bizzat kendi elleriyle toprak atıp onu mezarın
derinliklerine gömmeden, ölüme inanamıyor sanki… Ya da, hayat ve ölüm
arasındaki berzahı bu kadar yakından müşahede edince, gerçek
daha bir gösteriyor kendini… Ve hemen o anda şairin dizeleri geçiyor gözlerinizin
önünden:
“Ölmek
kaderde var yaşayıp köhnemek hazin,
Buna
bir çare yok mudur ya Rebbelâlemin?”
Zaten
bu kaçınılmaz gerçeği anlatmıyor mu Mülk Sûresinin ilk
ayetleri:
“Hükümranlık
elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
O,
hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü
ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”.
İşte
hayat ile ölüm arasındaki gizemli kapının anahtarı, Allah
için yapılan güzel amelde saklıdır. Yani “güzel amel”,
ölüm ötesi âlemin dünya ölçütleriyle ölçülemeyecek derecede olan güzelliklerine;
“kötü amel” de, ölüm ötesi âlemin keza dünya ölçütleriyle
ölçülemeyecek derecede korkunç olan ceza âlemine götürür…
İnsan
için hayat ve ölüm bunun için yaratıldı diyor Yüce Mevlâ’mız…
Her
çevreden insanın, Allah için olan güzel âmeline tanık olduğu
kimseler, o mutlu sonu kazanan, Allah katında rızaya ulaşan
insanlardır.
İşte
öğrenciliğinden beri tanıdığım ve geçtiğimiz
günlerde öte âleme yolcu ettiğimiz Fikret Özdemir, güzel âmele sahip
böyle bir mümindi… Hocası olarak ben ve onu tanıyan herkes bu gerçeğe
şahittir!
İslâm
için cehdi, şiar edinmişti kendine Fikret: Vakıf toplantıları
mı yapılacak, Fikret oradaydı; Müslümanlara yapılan bir
haksızlık için protesto eylemi mi düzenlenecek, Fikret oradaydı;
fakirlere yardım mı toplanacak, Fikret oradaydı; Müslümanların
Allah’ın emirleri doğrultusunda yetişmeleri için eğitim
kurumları mı açılacak, Fikret hazırdı; eski dostları,
arkadaşları bir araya toplamak mı gerekiyor, organizatör olarak
Fikret en öndeydi… Daha ne sayayım? Fikret’imin, fiziği gibi âmeli
de böyle güzeldi… Zulme karşı çıkmayı, ibadet sayardı
Fikret. Çünkü küfrün zulüm, kâfirin de zalim olduğunu öğrenmişti.
Öğrendiği için de, İslâm düşmanlığının
zulümle eşdeğer olduğunu çok iyi kavramış olanlardandı…
Ve
Allah, dünya hayatı için bu kadar ömür biçmişti Fikret’e… Genç
yaşta terk etti bizleri. Kim bilir belki Ukbâ’da da bizleri karşılamak
için gitti erkenden… Daha bir ay önce, sevdiklerinden olan Hüseyin’i,
Bahattin’i, Mustafa’yı alıp ziyaretine gitmiştim kurucusu
olduğu Bilim Kolejine… Sonra Malatya’ya gitti. Orada, bahçelerde, gölgeliklerde
dinlenecekti kendince… İstanbul’a dönüşünü müteakip, vefatından
on gün önce beni telefonla aramış, “Hocam, bu sefer sen aramadan
ben seni arıyorum” demiş, sohbet etmiştik… Benden dua etmemi
istiyor, ben de âciz bir kul, fakat aynı zamanda bu güzel öğrencimin
hocası olarak dua ediyordum… Ama artık ecel kapıdaydı ve
yapılacak bir şey yoktu!
Ukbâ’ya
göçtü Fikret’im…
Hastalığından
dolayı çektiği acılar, günâhlarına kefaret olur inşaallah…
Hocalar
için değerli öğrencileri, onların öz çocukları
gibidirler… Hatta bu değerlerinden dolayı, bazen onlardan da yakındırlar…
Öğrencim
Fikret benim için böyle bir değerdi. Bu sadece benim için değil,
onu tanıyan herkes için böyleydi…
Fikret’im!
Rahat olasın Ukbâ’da!
Gözün
arkada kalmasın sakın. Fatih Camisi’ne koşan ve senin Ukbâ
alayına katılan sevdiklerin, bıraktığın yerden sürdürecekler
davanı inşaallah…
Biliyorum,
senin de, bizim de sevdiğimiz bazı kardeşlerimizin dünyalık
uğruna davamız için gerekli bazı hassasiyetlerini
kaybettiklerini görüyor, üzülüyordun. İnşaallah Ukbâ’ya olan
yolculuğun, onların agâh olmalarına vesile olur. Ve böylece ölümünle
dahi hizmet etmiş olacaksın geride kalanlara…
Makamın
Cennet olsun…
Biz
Allah’ınız ve O’na dönücüleriz…
|