|
Akledebilecek bir Müslüman kalmadı mı dünyada?
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma -
12 Nisan 2005
Müslümanların,
Batı’yı parçalayan milliyetçi akımları benimseyip coğrafyalarına
tatbik etmeye başladıkları 19. yüzyıldan beri, başları
dertten kurtulmadı. Çin Seddi’nden Atlas Okyanusu’na kadar olan
birlikteliklerini, günlük çıkarlar uğruna yok edip gittiler; ve
ilkeleriyle paramparça oldukları Batılıların oyunlarıyla
birbirlerini yiyip bitirdiler. Sanki her birinin kanında bir kutsiyet varmış
gibi, aralarına öylesine aşılmaz bir “milliyetçilik duvarı”
ördüler ki, artık birbirlerini anlamaları şöyle dursun,
birbirleriyle konuşmayı bile âr görmeye başladılar! Ve
onca kusurlarına rağmen, son devletleri olan Osmanlı’yı
parçalayıp, 50’ye yakın devlet(!) oluşturdular. Ve bu
devlet(!)leri oluştururken de her biri sırtını bir başka
Batı ülkesine dayayıp, Müslüman kardeşine düşman oldular.
Ve tabi bu kusurdan, hiçbir Müslüman unsur müstağni değildir!
Herkes suçludur! Batılı ülke insanları Nüfus Cüzdanı
bile göstermeden birbirlerinin ülkelerine gidip seyahat ederlerken, bir Müslümanın
diğer bir Müslümanın ülkesine gitmemesi için günlerce, belki
aylarca süren bir vize problemi getirildi. İslâm uhuvveti gitti, yerine
şoven ırkçılıklar gelip oturdu. Ve bunun yegâne müsebbipleri,
sâir Müslümanlar üzerinden bazı çıkarlar elde etmek; dinlerine,
inançlarına aykırı bile düşse, gayrimüslimlerle bir olup,
Müslüman kardeşine düşman olmayı yeğleyen “saltanat
grupları”dır, “Sultan aileleri”dir, “demokratik
saltanat locaları”dır. Kısaca, iktidarları ellerine geçirmiş
olan mütegallibe sınıfların, bu saltanatlarını sürdürebilmek
için bile bile Müslüman halkı cahil bırakmaları, ve bu cehâletin
ürünü olarak da toplumun, suretâ kendilerini idâre edenleri, “kutsal”
ve “lâ yus’el” görmeleridir. Çünkü hattı zatında
fazla bir dini endişeleri olmayan çıkar çevreleri, Müslüman halkı
kandırabilmek/sömürebilmek için, “Ulu’l-Emr’e itaat farzdır”
deyip, Kur’an âyetlerini kendi çıkarları doğrultusunda sömürerek,
bu Şeytan manevrasına, dini bir kılıf giydiriyorlar! Böyle
olunca da Müslümanlar, tamamen Batı’nın emrinde olan Ulu’l-emr’leri’nin
direktifleri ile yaşar duruma geldiler!
Adetâ
Allah’ın, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl
sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar
olarak ölün. Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı
sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan
nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de
o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti
sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam
kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte
Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola
eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten
men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa
düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap
vardır. O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır.
Yüzleri kararanlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle
mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın”
denilir. Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmeti içindedirler.
Onlar orada ebedi kalacaklardır. İşte bunlar Allah’ın,
sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek
istemez”(Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi, 102-108).
Günümüzde
Müslümanların bu “milliyetçilik taassubu”ndan en çok
yararlanan ülke, şüphesiz, her gün onların bir coğrafyasına
el koyup işgal eden Amerika’dır!
Tıpkı
Firavun’un yaptığı(bk. Kur’an- Kerim, Kasas Sûresi, 4) gibi,
kendi refahını, Müslümanları parçalamak, onları kendisine
köle yapmak, ve gerektiğinde, Somali’de, Afganistan’da, Irak’ta
vs.de olduğu gibi onları yok etmek isteyen ABD, en son bu ihtirasını,
Galbraith denen bir
yetkilisinin ağzından kustu.
Halen
Washington'da Silahların Kontrolü ve Yayılmasının Önlenmesi
Merkezi adlı düşünce kuruluşunda görev yapan Galbraith,
demokratikleşmeleri durumunda Suriye ve İran'ın da parçalanabileceğini
belirtti.
Sanki
Müslümanların demokratikleşmeleri ABD’yi çok memnun ediyormuş
da, kalkıp bu direktifleri veriyorlar! Senelerdir Körfez’deki Müslüman
ülkeleriyle âdetâ içli-dışlı olan Amerika, neden onların
feodal yapılarını görmezlikten geliyor? Görmezlikten gelir,
çünkü hepsi onun emrinde hâzır ve nâzır! Çünkü onun derdi Müslümanların
demokratikleşmeleri falan değil! Rejim ve sistemleri ne olursa olsun,
Amerikan çıkarlarına hizmet etmeleridir. Başka bir deyişle
Amerika’nın biz Müslümanlardan istediği “demokratikleşme”,
“Amerika’ya köle olmak”ın başka bir adıdır!
Şimdi
ey Müslümanlar! Daha ne kadar Kur’an’a sırt çevirip, Amerika’ya
bel bağlayacaksınız? Amerika şimdiye kadar kime yaradı
ki, size yarasın? Aklınızı başınıza alın
da, birilerinin çıkarları için bölünüp parçalanmayınız!
“Allah’ın ipi”yle birbirinize sarılın; gafil davranıp
Amerika’nın “Deccâl teklifleri”yle oyuna gelmeyiniz! Biliniz
ki ölüm haktır, hesap haktır, hiç kimsenin bu hesaptan kaçamayacağı
gerçeği de haktır! Üstelik o hesapta hepimiz birbirimize, Hz.
Peygamber(s.a.s) de hepimize şahit olacak!

|
|