|
Hâlnâme
XXXVI
Sen
Kar olarak güzelsin
Kaaar…
Beyaz duvağın
Nergislerin annesi
Lâleler barınağı.
Sen kar olarak güzelsin…
Sen,
Ağrı buzullarında,
Klimanjaro’nun geçit
vermez patikalarında,
Fujiyama eteklerinde süslenip
yayılırken
O Kutsal Bâkire’nin
Gelinliği gibisin…
Sen kar olarak güzelsin…
Kaaar…
Sana,
Seni bilen gelmeli.
Oyununu, kuralını
kâle alıp gelmeli
Ayazına, fırtınana,
buzuna katlananlar,
Katlanabilenler gelmeli.
Yaşamlarında
Kar nedir bilmeyenlerin,
Ne işleri ola ki
gizemlerinde?
Gümüşten daha gümüş
Sedeften daha sedef beyazına
aşinalar bile
Çığlarını
unutmadan gelmeli.
Senin de bulutlara,
Nereden ve ne zaman estiği,
Eseceği belli olmayan
Rüzgâra mahkûm olduğunu
bilip gelmeli.
Yoksa,
Çığlarınla,
Fırtınalarınla,
Buzdan minareler
Hortumlarınla,
Severek dondurur,
Okşayarak boğar,
Yazgını yazarsın…
Ve sen bunu,
İstemeden yaparsın
Sen kar olarak güzelsin…
Kaaar…
Bir öykünü benden
dinlemek ister miydin
Bir varmış, bir
yokmuş diye?
Allahu Ekber Dağlarının
Sade sen ve buz kokan
zirvelerinde
Seni tanımayan
Sorumsuz komutana itaat edip,
Soğuğa esir düşen,
Donup çekilen kanları,
Vücutlarında
Buzdan ak damarlar oluşturan,
Kanları çekilince,
Vurulmuş ceylanlar gibi
Yamaçlarda yuvarlanan biçare
askerin,
Sapır sapır dökülen
yiğitlerin
Buz kaşlı, buz
kirpikli heykel erlerin
Hemen tamamı,
“Kaaar! Kaaar!” deyip gömüldüler
içine…
Teker teker
Çifter çifter
Onar onar
Yüzer yüzer hep yok olup
gittiler…
Kaaar…
Bir maceraperestin
kaprisleri uğruna,
Canlar üzerine kumar oynandı
sende…
Karlı dağlar
kumarhâne olur mu?
Bu karlara savaş açmak
olur mu?
Fırtına tanımamak,
Nerde duyulmuştu ki?
Everest’in yılmaz,
korkmaz dağcıları bile
Göze almazdı bu çılgınca
mâcerayı
Tapusunu versen de
Everest’in…
Sen kar olarak güzelsin…
Kaaar…
Seni tanımayan biz
insanoğlu…
Senin,
Ve o sevimli beyazının
ne haşin olduğunu,
Hindukuş dağlarında,
Karanın olmadığı
yerde
Küffara dayanmanın
zorluğunu.
Sende ayağı donan,
Parmakları dökülen,
Yürümek için yerde
Elin gözüne bakan,
Ve bu hâlinden horlananı
mı görecek?
Kaaar…
Senden
Ve sevmekten gafil olanlar,
Bir tarafta aç kurtlara
Öbür yanda uluyan,
Kurttan daha aç, daha vahşi
Amerikalı askere
Yem olmamak için
Tavşan kılığında
Sana sığınanı,
Nükleer bombalarla,
Kimyevi silâhlarla,
Cehenneme çevrilen
zirvelerde
“Ateştir” diye
senle ısınmaya çalışıp
Sevdiklerini, ve kendini
kandıranı,
Sonradan donup
Kurtlara yem olanı mı
bilecek?
Kaaar…
Sen kar olarak güzelsin…
Kirchschlag, 12 Mart 2005
|