|
Zizim’in Kulesi ya da
Cem Sultan’ın zindanına
seyahat - IV
Zizim/Cem Fransa’da
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma -
10 Haziran 2007
Cem
nisbî bir rahatlığa kavuşmuş fakat ne şövalyelerin
kendisine sundukları yemekleri severek yiyebiliyor, ne de müziklerinden
haz alıyordu.
Fakat Cem’in esas düşüncesi, yemek ve müzikten ziyade, bir an önce
Fransa veya Macaristan’a varıp, orada ittifaklar kurarak kardeşi
Beyazıt üzerine gitmekti. Nitekim Rodos’a gelişinden bir ay sonra,
1 Eylül 1482’de Fransa’ya gitmek için Şövalyelerin kontrolünde
adadan ayrılmaya razı oldu.
Aslında Beyazıt, onun Rodos’tan çıkarılıp başka
yerlere götürülmesini istemiyordu. Çünkü ne de olsa Rodos Osmanlı’ya
yakın, ve her zaman oraya bir akın yapılıp Cem şövalyelerin
elinden alınabilirdi. Nitekim yukarıda belirttiğimiz gibi, iki
sene önce, babası Fatih orayı kuşatmış fakat alamamıştı.
Şövalyeler de bu tehlikenin farkında olduklarından, Cem’i
Rodos’tan uzaklaştırıp, Avrupa içlerinde, ellerinden kaçırmayacakları
güvenli bir yere götürmek istediler.
Cem’in
başından geçenlere bizzat tanık olmuş olanların
rivayetlerine göre o, gayrimüslimlerin ülkesine sığınmış
olmasına rağmen, gerek Rodos’tayken, gerekse oradan ayrıldıktan
sonra götürüldüğü yerlerde her zaman namazına çok iyi bağlı
kalmış,
geleneklerinden vazgeçmemiştir. Kardeşi Cem’in, şövalyelerin
elinden çıkıp başkalarının eline geçmesini ve böylece
kendisi için daha tehlikeli olmasını istemeyen II. Beyazıt ise,
sürekli olarak Rodos şövalyeleri ile temas hâlinde ve onlara paralar akıtmaya
devam ediyordu.
Şövalyelerin
kontrolünde Rodos’u terk eden Cem, şövalyelerle bir antlaşma yapıp,
Sicilya’da bir müddet kaldıktan sonra, 15 Ekim 1482 tarihinde Fransa’nın
güneyinde bulunan Provence eyaletine çıktı. Cem ve yanındakiler
Nice şehrinde çok iyi karşılanıp bir saraya yerleştirildiler.
Buradaki ikametinden bilistifade, Cem Fransa Kralı XI. Louis ile temasa geçip,
onunla ittifak kurmak istedi. Fakat bundan bir netice alamayan Cem,
Macaristan’a gitmek istediyse de Rodos şövalyeleri lideri gitmesine müsaade
etmedi. İşte bundan sonradır ki Cem, artık Hıristiyanların
bir esiri olduğunu ve kendi başına hiçbir şey yapamayacağını
anladı.
Anladı amma iş işten geçmişti. Oradan Rumilly’e geçen
Cem, çok geçmeden Şövalyeler tarafından Dauphiné’ye götürüldü.
Dauphiné kalelerinde “saray tutuklusu” muamelesi gören Cem’in, burada
birçok macerası olmuş, hatta bir Fransız kızıyla olan
aşkı kitaplara bile geçmiştir.
Nihâyet 1484 Şubat’ında Limousine’e götürülmek için yeniden
yola çıkarıldı. Tam dört senesini burada, yani Limousine’in
Bourganeuf köyünde geçirecek olan Cem için, “zindan-kale-köşk”
karışımı özel bir kule yapıldı ki, bu kuleye, “Zizim
Şatosu” (Château de Zizim) denir.
Bizzat
kılavuzumuz İbrahim ve yol arkadaşımız Sezgin’le
gezip tetkik ettiğimiz Zizim Şatosu, ya da Kulesi, bodrum ve çatı
katları hariç, yedi katlı olup, her katında küçük odacıklar
vardır. Kuleye, ortasında, inşa edilmiş ahşap bir
merdivenle çıkılmaktadır. Kule duvarlarının kalınlığı
2.80 m. olup, her katın ortasında, Cem’in, yakınlarını,
misafirlerini kabul edebileceği kadar bir salon ve diğer müştemilat
bulunmaktadır.
Avrupa’daki ilk alaturka tuvaletin de bu şatoda Cem için yapıldığı
rivayet edilmektedir.
Oraya
vardığımızda kule tamirat görüyordu. Fakat içeride çalışmakta
olan nazik Fransız’ın
hoşgörüsüyle kuleye çıktık ve teferruatlı bir şekilde
gezdik.
Ve
tarihlerin 10 Nisan 2007’yi gösterdiği bu bahar gününde, Zizim
Kulesi’nin önünde oturmuş, garip tarihin/tarihimizin acayipliklerini düşünüyor,
saltanat belası uğruna yanan canlar için, hemen yanımda bulunan
İbrahim ve Sezgin’e sezdirmeden ağlıyor ve şöyle
sesleniyorum Zizim Kulesi’ne:
-
Bre Cem Sultan, ya da Frenklerin tabiriyle sevgili Zizim! İki günlük
saltanat uğruna kardeşinle savaşmayıp, Frenk ellerinde esir
yaşamak yerine, ülkende, kardeşinin yanında, “yardımcı
sultan” olarak kalsaydın olmaz mıydı? Saltanatı kapmak
için öldürülen binlerce insanımızın hesabını nasıl
vereceksin Rabbine?
Cem
Sultan’ın, oradan oraya satılmasının en uzak durağı,
Fransa’nın kuzey batısında bulunan şövalyelere ait
Bourganeuf köyü oldu. İleride kullanılmak üzere, çok iyi korunmalıydı
Cem Sultan… Çünkü onu kaçırıp, başka yerlere satmak isteyen
yüzlerce şövalye olduğu gibi, ağabeyi Sultan II. Beyazıt’ın
casusları da her yerde onu arıyor; bir yolunu bulup onu İstanbul’a
kaçırmak istiyorlardı. Zira Sultan Beyazıt, kardeşi
Cem’in gayrimüslimler elinde esir bulunmasını kendisi için bir zül
telakki ediyor, ayrıca onu hâlâ saltanatı için tehlike olarak görüyordu.
Bunun
içindir ki Bourganeuf’taki “şövalyeler
temsilcisi”, esas lider Pierre d’Aubusson’un talimatıyla köyün görkemli
kilisesinin hemen yanı başında, Cem Sultan’ı gözetim altında
tutmak için bu “zindan-kule”yi yaptırdı. Yukarıda belirttiğimiz
gibi, Cem’i ellerinde bulunduran şövalyeler büyük paralar harcayarak
yedi katlı olan ve her katta, o gün için Cem’in ihtiyaçlarını
en güzel bir şekilde karşılayabilecek her türlü konforu hazırladılar.
Çünkü Cem, onlar için bulunmaz bir gelir kaynağı teşkil
ediyordu. Dolayısıyla Zizim Şatosu saray da olsa, gözetim altında
olununca, neticede bir “saray-zindan”dan başka bir şey değildi.
Nitekim, İstanbul’daki Osmanlı Sarayı’nda da “yedekte
tutulan sakıncalı şehzadeler” aynı
şekilde “kafes odaları”na kapatılıyor; ama
şehzadeler gibi besleniyorlardı.
Elde
ettiğimiz bilgilere göre, “kuleden dışarıya çıkmama”
kuralı dışında, Cem Sultan’a bir Sultan gibi muamele
edilmiştir. Çünkü o, kendileri için, günü geldiğinde kullanılabilecek/satılabilecek
en büyük değere sahipti! Çünkü tutsakları olan Cem, İstanbul’u
fethetmekle, Hıristiyan dünyasına en büyük darbeyi vurmuş olan
Fatih Sultan Mehmed’in oğluydu! Mamafih bu tutsak hayatına rağmen,
zaman zaman dışarıya da çıkarıldığı
rivayet edilmektedir.
Zizim
yolculuğunun sonu ve bir kaza
Zizim’in/Cem’in
kulesini görmek için, o kadar çaba sarf etmiş, Bourganeuf’e gitmiş,
nefis fotoğraflar çekmiştim. Fotoğrafçılık, dijital
sistemleriyle hem kolaylaştı, hem de benim gibi acemiler için riskli
hâle geldi. Bourganeuf’ten Viyana’ya dönmüştüm. Çok yorgundum.
Fakat buna rağmen, merak ettiğim fotoğrafları daha yakından
görmek için bilgisayarıma aktarmak istedim. İşte ne olduysa o
anda oldu: Bilgisayara yükleyeceğime, fotoğrafları silmiştim…
Yapılacak hiçbir şey yoktu. “İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râci’ûn”
dedik ve gördüklerimizle yetindik. Bereket versin ki, Bourganeuf yolculuğunda
bana eşlik etmiş olan sevgili Sezgin Maden de bazı fotoğraflar
çekmiş, onlardan bana vermişti. Onun için resimlerde gördüğünüz
Bourganeuf fotoğrafları bana ait değil, Sezgin’e aittir.
Cem
Sultan’ın ölümü
Cem
Sultan, Bourganeuf’teki esaret hayatından sonra Fransa Kralı VIII.
Charles ile Papa Innocent arasında yapılan bir antlaşma ile
şövalyelere büyük paralar verilerek/satın alınarak Papa’ya
teslim edildi ve Roma’ya nakledildi. Artık Sultan Beyazıt, kardeşi
Cem’i korumaları karşılığında şövalyelere
verdiği parayı, Fransa Kralı’na ve Papa’ya verecekti.
Avrupa’da
çok sıkılan ve annesini özlediğini söyleyen Cem, Mısır’a
gitmek için Papa’dan izin istedi. Fakat Papa, onun gitmesine izin vermek
şöyle dursun, ona Hıristiyan olmasını teklif etti. Fakat
Cem, hiçbir şey karşılığında dinini değiştirmeyeceğini
ciddi ve açık bir dille Papa’ya bildirdi.
1490
yılında Beyazıt, Papa’ya külliyetli paralar ve kardeşi
Cem’e de hediyeler gönderdi.
İki
sene sonra Papa Innocent öldü ve yerine geçen yeni Papa, Sultan Beyazıt’tan
para isteyerek, bunun karşılığında Cem’i zehirleyerek
bu şekilde ondan kurtulacağını teklif etti. Fakat bu sırada
Napoli’yi işgal eden Fransız Kralı, Cem’i beraber götürdü.
Cem tekrar hürriyetine kavuşmuş gibiydi ki, yollarda hastalandı
ve Şubat 1495 yılında bu hastalıktan öldü. Ceset tahnit
edilerek oradaki birkaç Osmanlı’ya teslim edildi. Rivayetlere göre
Papa, Cem’i Fransız kralına teslim etmeden önce zehirlemiş ve
Cem bundan ölmüştür.
Kardeşinin
bu şekilde gurbet elde ölümüne çok üzülen Beyazıt, üç gün yas
ilan etti ve gıyabi cenaze namazı kıldı. Birkaç sene sonra
da, yapılan diplomatik çabalar neticesinde, cenazesi Bursa’ya getirilip,
Muradiye’de kardeşi Mustafa’nın yanına defnedildi.
|
|