|
Zizim’in Kulesi ya da Cem Sultan’ın zindanına
seyahat-II
Kardeşler
devleti paylaşamıyor
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma -
14 Mayıs 2007
Muaviye’nin,
oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesiyle birlikte başlayan saltanat
kavgaları, bütün tarih boyunca Müslümanların baş belası
olmuş; bu bela uğruna yüz binlerce Müslüman yok yere canlarından
olmuşlardır. Tahta geçmek için oğullar babalarıyla, kardeşler
birbirleriyle savaşmışlar; bu anlamsız saltanat entrikalarına
zaman zaman “Valide Sultan”lar da karışmışlardır.
İşte
bu taht kavgalarının en ilginci ve ilginç olduğu kadar da en acı
olanlarından bir tanesi, Fatih’in oğlu Cem Sultan’ın, kardeşi
Beyazıt’la başlayan ve Avrupa’nın en hücra köşelerinde
sonuçlanan macerasıdır.

Rodos
Kalesi
Fatih
Sultan Mehmed, 1481 yılında vefat edince, oğulları, Rum
Eyaleti Valisi Şehzade Beyazıt’la, Karaman Eyaleti Valisi ve
Konya’da bulunan diğer oğlu Şehzade Cem, her ikisi için ölmeye
hazır binlerce Müslümanla, bir an evvel tahtı kapmak için harekete
geçtiler: Daha önceki şehzadelerin, veliahtların yaptıkları
gibi savaşacaklar; daha doğrusu Müslümanlar onlar için savaşacak,
galip gelen Sultan olacaktı! Savaşmanın sebebi, Fatih’in, ölmeden önce hangi
oğlunun veliaht olduğunu belirtmemiş olmasından kaynaklanıyordu.
Muhtemelen ikinci bir sebep de, saltanata geçecek olanın, babalarının
kanununa göre, kardeşini öldürme emrini yerine getirmekti.
İsmail
Hakkı Uzunçarşılı[1]
bu konuda şunları yazıyor:
“Sultan
II. Mehmed tedvin ettirdiği kanunnâmede kendisinden sonra evlâdlarından
hangisinin hükümdar olacağını göstermeyerek eski an’aneyi
kabul etmiş ve evlâdlarından her kime saltanat nasip olursa nizam-ı
âlem için kardeşlerini öldürmesi hakkında kanuna açık olarak
bir madde koydurmuştu”.
Bu
şekilde kimin sultan olacağı belli olmadığından,
İstanbul’a ilk varan sultan olacaktı.
Her
ikisi bir an önce İstanbul’a varmak istediyse de, 1474 yılından
beri Konya valisi bulunan yirmi iki yaşındaki Cem ancak Bursa’ya
varabildi; ve orada kendisini Sultan ilan etti. Kendisinden on iki yaş büyük
olan ağabeyi Beyazıt ise, başta kendisine yapılan İstanbul’a
gitme teklifini fazla kâle almadı. Fakat Vezir-i azam İshak Paşa’nın
ısrarlı davetine dayanamayarak, emrindeki kalifiye komutanlarıyla
birlikte İstanbul’a gidip, Osmanlı tahtını ele geçirdi.
Bu
şekilde tahtı ağabeyi Sultan Beyazıt’a kaptıran Cem
Sultan, on sekiz gün sonra, Bursa’ya varıp orada kendi adına Hutbe
okutarak para bastırdı ve de padişahlığını ilân
etti[2].
Cem bununla yetinmeyerek, ağabeyine, aralarında Osmanlı Devletini
paylaşmayı teklif etti. Avrupa bölümü Beyazıt’ın,
Anadolu ise Cem Sultan’ın olacaktı[3].
Beyazıt devleti paylaşmayı reddedince, bu reddin neticesi savaşı
beraberinde getirdi tabi.
22
Haziran 1481’de yapılan bu savaşta, binlerce Osmanlı Müslümanı
öldü ve Beyazıt galip geldi. Yenik düşen Cem Sultan ise, önce
Konya’ya, oradan da, annesi ve yanındaki bazı yardımcılarıyla
birlikte Mısır’daki memluk Sultanı Kayıt Bay’a sığındı[4].
Fakat Cem yüzünden Osmanlı’yla bir savaşı göze alamayan
Memluklu yetkililer, Cem’e herhangi bir askeri yardım yapmaksızın[5],
sadece onu Mısır’a kabul ettiler. Çünkü Memluk Sultanının,
Osmanlı Devleti ile arası yoktu. Ama buna rağmen, Cem’i, elinde
bir koz olarak kullanmak istedi. Mısır’daki bu durumlardan sıkılan
Cem, ağabeyine durumunun iyi olmadığını bildirdi. Buna
karşılık Beyazıt, padişahlık sevdasından
vazgeçmesi karşılığında, kendisine senede bir milyon
akçe vereceğini teklif etti. Fakat Cem, sultan olma ihtirasından
vazgeçmedi[6].
Mısır’daki
ikameti sırasında Cem Sultan, hiçbir Osmanlı sultanının
yerine getirmediği bir görevi ifa etti: Bilindiği gibi Osmanlı
Sultanlarından hiçbiri Hacca veya umreye gitmemiştir. İşte
Cem, bu konuda bir istisna olmuş ve Mısır’da Memluklulara sığındığı
bu dönemden bilistifade annesiyle birlikte Hacca gitmiştir[7].
|