|
Tur Dağı’nın kayalıklarında ne
yazar ?
Prof.
Dr. İhsan Süreyya Sırma - 23
Haziran 2003
Dağların
sırrını araştıran tarihçi, bir tarih kongresi için Mısır’a
gitmişti. Kongrenin bitiminden sonra, çocukluğundan beri merak ettiği
bir dağa tırmanmak üzere yola çıktı. Onun gayesi, “alpinist”lerin
yaptığı gibi, dağ zirvelerinin tadını çıkarmak
değil, dağların özlerinde saklı gizemleri araştırmaktı.
Arabayla
geldiği Sina Çölü’nden sonra, artık dağın eteklerine
gelmiş, tırmanma süreci başlamıştı... İki seçenek
vardı tırmanmak için: Ya oradaki kiralık develerden birine binip
çıkacak, ya da yaya olarak yürüyecekti. Bizimki, yürüyerek tırmanmayı
tercih etti...
Ne
var ki, dağa doğru götüren bu vadide yürümenin bir kuralı
vardı. Asırlar öncesinden, bir insan bu dağa çıkmak istemiş,
daha doğrusu çıkması emredilmiş, o insan tırmanmaya başlayınca
da, ilâhî bir ses ona: “Muhakkak ki Ben senin Rabbinim! Ayakkabılarını
çıkar! Çünkü sen, Kutsal Tuvâ Vadisi’ndesin!”
diye seslenmişti. Sesin muhatabı Hz. Musa, ve kendisine seslenen Yüce
Allah’tı...
Peygamber’den
bile, içinde yalın ayak yürünmesi istenen Kutsal Tuvâ Vadisi’nde,
tarihçimiz ayakkabılarıyla yürüyebilir miydi hiç? O da ayağındakileri
çıkardı; ve yürümeye başladı dağın zirvesine doğru
kıvrıla kıvrıla tırmanan vadide...
Tıpkı
bir gün mutlaka tükenen/tükenecek olan hayat yokuşunu andırıyordu
bu yokuş: Yorucu, ve düşündürücü...
İşte
dağın zirvesi, ve suskunlukla hayranlık karışımı
bir hâyale dalmış onlarca insan...
Tarihçimiz
de sırtını küçük bir kayaya vererek oturdu, ve önünde,
sonsuzluğa doğru uzayıp
giden dağlara, ufuklara, çöllere dalıp düşünce aleminde
kayboldu gitti...
Neden
sonradır ki irkilerek doğruldu, ve sırtını dayadığı
kayanın alt tarafındaki yazıları fark etti. Kim yazmış,
ne zaman yazmış, belli değildi... Kayaya yazılmış
bu değişik harfli yazılardan, sadece Arapça olanını,
silik olduklarından da, onun da sadece şu kısmını
okuyabiliyordu:
“.....
Üzerinde bulunduğum bu dağın adı Tur Dağı...
Senelerce, senelerce önce Allah’ın emri üzerine Musa bu dağa tırmanmış,
Rabbiyle mülaki olmuştu... Yine Allah’ın emriyle, İsrail oğullarını;
insanları ezen, onları sömüren Firavun Rejimi’nden kurtararak
Sina’ya getirmişti... Çölün kavurucu güneşi altında kalınca,
Allah onları gölgeledi;
susuz kalınca da, Musa’nın duası üzerine Allah ona, “ Asâ’nla
taşa vur!” dedi; ve ondan derhal on iki kaynak fışkırdı.
Onlara yiyecek olarak da, “menn”
ve “selvâ”
gönderdi.
Fakat Allah, çölde bile İsrail Oğullarına, yâni Musa(a.s)’ın
Firavun’un zulmünden kurtardığı yahudilere bu kadar nimet
vermesine rağmen, onlar sabretmediler, kanaat getirmediler; ve Allah’a
karşı zalim oldular. İşte o zaman Allah, Musa aracılığıyla
onlara şöyle demişti: “Hani siz (verilen nimetlere karşılık)
: Ey Musa! Bir tek yemekle yetinmeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin
bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından,
mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa
ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O hâlde
şehre inin. Zirâ istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte
(bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk
damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu
musibetler (onların başına), Allah’ın ayetlerini inkâra
devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi.
Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları
sebebiyledir”.
Silik
birkaç satırdan sonra, şöyle devam ediyordu kaya üzerindeki yazı:
“............
İşte bu dağda Musa, insanlardan hiç kimsenin istemeyi düşünmediği/düşünemediği
bir şeyi talep etti Rabbinden... Kur’an, olayı şöyle anlatır:
“ Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tur’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca,
“Rabbim! Bana Kendini göster, Seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen Beni
asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse,
sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince
onu paramparça etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca
dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, Sana tövbe ettim, ve ben
inananların ilkiyim”.
Kaya
üzerindeki yazı şöyle devam ediyordu:
“Allah
bu dağda Musa’ya, “Elvâh”
üzerinde “Suhûf”u
verdi; ve Musa dağdan inerek kavmine geri döndü. Ama döndüğünde,
kavminin tevhid inancını terk ettiğini, ve bir buzağı
yaparak, ona tapmaya başladıklarını gördü; ve bu ihânetlerinden
dolayı çok üzüldü. Üzüntüsüne kızgınlık karışınca
da, onların yanında bulunan, fakat buzağıya tapmalarına
mani olamayan kardeşi Harun’a bağırmaya başladı.
Kur’an ayetleri şöyle anlatıyor: “Musa, kızgın ve üzgün
bir hâlde kavmine dönünce: “benden sonra ne kötü şeyler yapmışsınız!
Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi. Tevrat Levhaları’nı
yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru
çekmeye başladı. (Kardeşi): “Ey annemin oğlu! Bu kavim
beni zayıf gördü, ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları
bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!”dedi. (Musa da) Ey
Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et.
Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi. Buzağıyı (tanrı)
edinenler var ya, işte onlara Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında
bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız”.
Yazının
devamında sadece şu satır kalmıştı:
“
Musa kendisine inananlardan 70 kişiyi seçti. Diğerlerine ise Allah
bir felâket verip, onları helâk etti.
Tur
Dağı’nın kayalıklarında bu yazıları okuyan
tarihçi ayağa kalktı; ve yavaş yavaş çıktığı
yerden inmeye başladı. Yokuş aşağı inerken, kayalıklarda
okuduğu yazıları düşünüyor, ve şöyle mırıldanıyordu
kendi kendine:
-
Bu yahudiler neden Allah’ın emirlerine karşı bu kadar düşmandırlar?
Neden Zekeriyya Peygamber’i kestiler, Yahya(a.s)’a hayat hakkı tanımadılar;
Hz. Meryem’i fahişelikle suçladılar? Bu yahudiler hiç mi Cehennem
azabından korkmuyorlar? Neden bunlarda hak-hukuk kavramı yok, neden çocuk
öldürmekten zevk alıyorlar? Neden “Siyonizm dini” uğruna
dünyayı kana bularlar? Siyonizm belâsını terketseler, ve bütün
dünya insanları gibi, insanca yaşasalar olmaz mı? Allah’ın,
bu dağda, kendilerine olan uyarılarını neden kâle almazlar?
Allah bir zamanlar Kudüs’ü onların emrine
verdi, fakat onlar ihânet edip zulmettiler; ve Allah onlara vebâ gönderdi.
Ey yahudiler Allah’a inanın, ve Musa’nın bu dağda
getirdiklerine dönün! Çünkü Allah, bizim de, sizin de, biz ve sizden başka
herkesin de mecburen uğrayacağı
bir Cehennem yaratmıştır. Ondan kurtulanlardan olmak varken,
neden onun yakıtı olanlardan olalım?..
Tarihçimiz,
Tûr Dağı’nı terk edip, Tuvâ Vadisi’ni indikten sonra, yere
oturdu, torbasındaki ayakkabılarını çıkararak giydi;
ve Kahire’ye doğru giden arabaya binerek gözden kaybolup gitti...
|
|